“Kitapta Hiçbir Şeyi Eksik Bırakmadık”

Giriş
Hadis inkarcıları, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de yer alan “kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” manasına gelen ayetlerden hareketle Kur’an’da hiçbir şeyin eksik olmadığını dolayısıyla hadislere, mezheplere, ulemaya, dini kitaplara vs. ihtiyaç kalmadığını söylemektedirler. Biz de bu yazımızda ilgili iddiayı inceleyecek ve makul olup olmadığını ele almaya çalışacağız.
En‘âm Sûresi, 38. Ayet-i Kerime
Gerekçe olarak getirdikleri ayetlerden birisi En‘âm Sûresi, 38. Ayettir:
وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا طَٓائِرٍ يَط۪يرُ بِجَنَاحَيْهِ اِلَّٓا اُمَمٌ اَمْثَالُكُمْۜ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ
ثُمَّ اِلٰى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ
«Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.» (En‘âm Sûresi, 38)
Nesefî (Rahimehullah) buradaki “kitap” kelimesinden maksadın hem Kur’an-ı Kerim hem de Levh-i Mahfuz olabileceğini söylemekte, Kur’an-ı Kerim denilirse ibadetleri şâmil olduğu ve bunun da ibareten veya işareten yer aldığını söylemektedir.[1]
Kurtubî (Rahimehullah) ise buradaki Kitap’tan ilk anlaşılacak mananın Levh-i Mahfuz olduğunu, zira onda her ne olacaksa yazıldığını ifade etmekte, zayıf bir görüş olarak da bunun Kur’an-ı Kerim olabileceğini söylemektedir. Lakin Kur’an-ı Kerim manası verildiği takdirde “hiçbir şeyi eksik bırakmadık” manasının “din işleri hususunda hiçbir şeyi eksik bırakmadık” şeklinde olacağını da eklemektedir. Bunun da ya “mübeyyen” ya da “mücmel” olacağını söylemekte, mücmel bırakılanların da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından beyan edildiğini ifade etmektedir. [2]
Ebû İshak es-Sa‘lebî (Rahimehullah) ise buradaki kitabın Levh-i Mahfuz olduğunu söyleyip başka bir ihtimal zikretmemektedir.[3]
Fahreddin Râzî (Rahimehullah) ise buradaki “Kitap” hakkında iki ihtimal olduğunu zikrettikten sonra Kur’an-ı Kerim manasının verilmesinin daha doğru olacağını, zira lâm-ı tarif, kitap ile bitiştiği zaman ma‘hûd olan bir kitap anlaşılacağı ve bunun da Kur’an-ı Kerim olduğunu ifade eder.[4] Kur’an-ı Kerim’de her ilmin detayı, mezheplerin görüşlerinin delilleri gibi fer‘î meselelerin bulunmamasında bir sorun görmemekte ve usûllerin varlığının yeterliliğini savunmaktadır. Haricen de “kullara bilmeleri gerekli olan şeylerden eksik bırakılmadı” tevilinde bulunmaktadır.[5]
En‘âm Sûresi, 59. Ayet-i Kerime
İstidlal ettikleri bir diğer ayet de En‘âm Sûresi, 59’dur:
وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَٓا اِلَّا هُوَۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا
يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ ف۪ي ظُلُمَاتِ الْاَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ
«Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.» (En‘âm Sûresi, 59)
Nesefî (Rahimehullah) bu ayette herhangi bir ihtilaftan bahsetmeyip buradaki “Kitap”tan maksadın levh-i mahfuz olduğunu söylemektedir.[6]
Fahreddin Râzî (Rahimehullah) buradaki “kitap” ifadesinin en doğru anlaşılacak şeklinin “Allah’ın ilmi” olduğunu söylemektedir. Bununla birlikte Cenab-ı Allah’ın mahlukatı yaratmadan önce bir kitap yaratması ve o kitapta her şeyi yazmasını da Zeccâc’dan bir nakil olarak getirmektedir.[7]
İmam Mâturîdî (Rahimehullah) ise buradaki “kitap” kelimesi hakkında takdir, hüküm veya Levh-i Mahfuz ihtimalleri üzerinde durmaktadır.[8]
Zemahşerî ise ilgili ifadenin ya Allah’ın ilmi olacağını ya da Levh-i Mahfuz olacağını ifade etmektedir.[9]
Ebüsuûd Efendi de farklı bir yorumda bulunmamakta ya Allah’ın ilmi ya da Levh-i Mahfuz demekle yetinmektedir.[10]
Görüldüğü üzere En‘âm Sûresi, 59. ayet-i kerimede yer alan “kitap” lafzı ile alakalı ulema bunun ya Levh-i Mahfuz ya da Allah’ın ilmi olacağını söylemiş Kur’an-ı Kerim olma ihtimalinden bahsetmemişlerdir. Zaten ayetin bağlamına bakıldığında Cenab-ı Allah’ın ilminin sınırsızlığı anlatılmakta, Kur’an-ı Kerim’e herhangi bir gönderme bulunmamaktadır.
38. ayetteki “kitap” hakkında ise Levh-i Mahfuz olabileceğini söyleyenler olduğu gibi Kur’an-ı Kerim olma ihtimalini ifade edenler de olmuştur. Lakin Kur’an-ı Kerim olsa bile oradaki “eksik bırakmama”nın din işleri ile alakalı olup mücmel ve mübeyyen olarak yer aldığını, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ise mücmelleri mufassal hale getirdiğini beyan etmişlerdir.
Bununla beraber En‘âm Sûresi -bazı ayetleri müstesna-[11] Mekkî bir sûredir.[12] Dolayısıyla henüz namaz, zekât, hadler, kısas, diyet, miras ve tesettür gibi ibadet, muamelât ve ukubâta dair hükümlerin tamamı nâzil olmamış yani bu ayetten sonra da Kur’an-ı Kerim inmeye devam etmiştir. Dolayısıyla henüz tamamlanmayan bir kitap için “eksik bırakmadık” ifadesinin manasının “Allah’ın indirmeyi murad ettiğinde herhangi bir noksanlık kalmadı” şeklinde olması daha doğru görünmektedir.
Neden Sadece Hadis-i Şerifler?
Esasında hadis inkarcılarının istidlallerinin yani “Kur’an’da eksik olmamasından hareketle hadislere ihtiyaç kalmadığı” iddiasının makul olmadığını anlamak için ulemanın nakillerine ihtiyacımız olduğu da söylenemez. Zira bunun tutarsızlığı son derece zâhirdir.
Şöyle ki, şayet Kur’an-ı Kerim’de onların anladığı gibi eksik bırakılan bir şey yoksa bu, neden hadis-i şeriflerden istiğna haline indirgenmektedir? Zira bu ifade mutlak alındığında lügat, tarih, edebiyat, dilbilgisi, tıp, matematik, geometri, fizik, kimya, biyoloji, psikoloji, sosyoloji, iktisat gibi tüm ilimlerin tahsilinden müstağni olmak lazım gelecektir.
Hatta sadece ilimler değil, günlük hava durumu, kahvaltıda kaç tane yumurta yedikleri, giydikleri kazağın dikiş desenleri, sürdükleri bisikletin jantının ebatı gibi her bir detay da sarahaten yer almalıdır.
Tüm bunların mevcut olmadığını onlar da bilmelerine rağmen yaptıkları şey, hadis-i şerifleri inkâr etmek için ayet-i kerimeleri istismar etmekten ibarettir. Bu ise ilmî ve ahlakî bir tavır olmaktan uzaktır.
Öyle ki ilgili cenahın popüler hocalarından birisinin, kendisine “Kur’an’da namazın detayları var mı?” diye soru sorulması üzerine videosunda “kardeşim sen kiminle kavga ediyorsun? Kur’an’da eksik mi var demek istiyorsun? Bak burada rükûdan da bahsediliyor, secdeden de bahsediliyor, Sübhâne Rabbiye’l-Azîm de geçiyor, Sübhâneke duası[13] da geçiyor, hepsi geçiyor!” cevabını vermesi son derece manidardır ve hedef şaşırtmaktan ibarettir. Zira o hocanın(!) da Kur’an’da namaz vakitleri, rekât sayıları, rükû ve secdede okunacaklar, namazı bozacak söz ve davranışlardan bahsedilmediğini bildiğini çok iyi biliyoruz. Lakin sahip oldukları ideolojiyi bu şekilde savunmaktan başka çareleri olmadığı için üzülmekle yetiniyoruz.
Hadis-i Şerifleri Kabul Eden Kitaba Eksik mi Demiş Olur?
Bir şeye “eksik” hükmünü vermek için o şeyin tamamının ihata edilmesi gerekmektedir. Sözgelimi yapbozun parçalarından birinin eksik olduğunu tespit edebilmek, tüm parçaları bilmeye bağlıdır. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’in de bu hacimde olması irade-i ilahiyyenin takdirinden kaynaklanmakta, herhangi bir eksiklik veya fazlalık barındırmamaktadır.
İşbu sebeple hadis-i şerifleri veya herhangi bir ilim dalının varlığını kabul etmek, Kur’an-ı Kerim’in noksanlık barındırdığı manasında elbette gelmeyecektir.
Netice
Ayet-i kerimelerde yer alan “Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” cümlesindeki “Kitap”tan maksat ya Allah’ın ilmi ya Levh-i Mahfuz ya da Kur’an-ı Kerim’dir. Allah’ın ilmi veya Levh-i Mahfuz ise bunda bir işkal yoktur.
Kur’an-ı Kerim olduğu varsayılırsa bunun da manası “din işlerinde Kitap’ta eksik bırakmadık” demektedir ki bu da ya miras ahkamı gibi mufassal olarak ifade edilmiş ya da “namazı kılın” ayetinde olduğu gibi mücmel bırakılmış, tafsilatı Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e tevdi edilmiştir.
Dinimizin detaylarını Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetinden öğrenmek ise Kur’an-ı Kerim’e bir alternatif oluşturmak değil, Cenab-ı Allah’ın bize Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i göstermesinden, onu örnek almamızı istemesinden, ona itaat ve ittiba etmemizi emretmesinden kaynaklanmaktadır.
Doğrusunu Allah (Azze ve Celle) bilir.
[1] Nesefi, Medâriku’t-Tenzîl, 1/502.
[2] Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’an, 6/420
[3] Sa‘lebî, el-Keşf ve’l-Beyân, 4/146.
[4] Râzî (Rahimehullah) ayet-i kerimedeki “kitab” ifadesinin Kur’an-ı Kerim olmasını daha doğru bulma illetini lâm-ı tarife bağlamaktadır. Lakin biz başka ayetlerden biliyoruz ki “kitab” kelimesi lam-ı tarifle birlikte kullanılmasına rağmen Levh-i Mahfuz murad edilmiştir. Örnek için bkz. «Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır.» (Ra‘d Sûresi, 39)
[5] Fahreddin Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, 12/525-527.
[6] Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl, 1/510.
[7] Fahreddin Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, 13/12.
[8] Ebû Mansûr el-Mâturîdî, Te’vîlâtu’l-Kur’ân, 4/100.
[9] Zemahşerî, Keşşâf, 2/128.
[10] Ebu’s-Suûd, İrşâdu’l-Akli’s-Selîm, 3/143.
[11] Bu ayetler: 20, 23, 91, 93, 114, 141, 151, 152 ve 153’tür. Bkz. Fahreddin Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, 12/471.
[12] Muhammed Senaullah el-Mazharî, et-Tefsîru’l-Mazharî, 3/212.
[13] Kur’an-ı Kerim’de ne rükûda “Sübhâne Rabbiye’l-Azim”, ne de secdede “Sübhâne Rabbiye’l-A‘lâ” okunması gerektiği yer almamakta hatta böyle bir terkip de bulunmamaktadır. Binaenaleyh “Sübhâneke” duası da yüce kitabımızda mevcut değildir. Mehmet Okuyan Yunus Sûresi, 10. Ayet-i kerimede yer alan “Da‘vâhum fîhâ Sübhânekallahümme ve tehiyyetühüm fîhâ selâm” ifadesini muhtemelen Sübhâneke duası zannetmiş veya kasıtlı olarak insanlara böyle düşündürmek istemiştir.





