Soru-Cevap

Absürt Bir İddia: Namazın Yahudilerden Geldiği Vehmi -2-

Karâîlik Mezhebi ve Anan ben David

Yahudilerin tarihi ve ibadet şekillerini incelediğimiz ilk yazıyı okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Bu bölümde ise Karâîlik mezhebi ile Anan ben David üzerine durulacak, İslam fikriyatından ne denli etkilendiği gösterilmeye çalışılacaktır.

Karâîlik Mezhebi ve Anan Ben David

Yazımızın belki de en önemli başlığı burası olacaktır. Zira “Yahudilik ve namaz” ilişkisi bu başlık altında şekillenecektir.

İslam egemenliği döneminin ilerleyen dönemlerinde Müslümanlarla gayrimüslimler arasında haliyle karşılıklı kültürel bir etkileşim olmuştur. Nitekim orta çağda İslam egemenliği altında hayatını sürdüren Yahudi geleneğinde önemli birçok Yahudi din bilgininin İslam kültürüyle yakın ilişki içerisinde olduğu ve başta kelam ve felsefe olmak üzere Müslüman dünyada yürütülen tartışmalardan ve üretilen fikirlerden uzak olmadıkları bilinmektedir.

Hatta Yahudi toplumun önde gelen birçok simasının İslam fıkıh ve kelamından etkilendiği bilinmektedir. Bu isimlerden en çok öne çıkanı ise Anan ben David ve Maimonides (Musa b. Meymun) isimli Yahudi din bilginleridir.

Anan ben David (715-795) ve İmam-ı Azam Ebû Hanife (Rahimehullah)

Miladi 8. yüzyılın ikinci yarısında, Irak’taki Yahudi toplumunun başkanı İshak Harkavî’nin ölümü üzerine Talmud akademisinin ileri gelenleri cemaat başkanlığı için, yaşça büyük ve daha bilgili olmasına rağmen Anan’ı değil mütevazi bir kişiliğe sahip kardeşi Hananiah’ı tercih etmişlerdir. Anan ben David bu duruma itiraz etmesi sebebiyle Abbâsî halifesi Ebû Cafer el-Mansur tarafından hapse atılmıştır.

Kaynakların aktardığına göre O dönemde aynı şekilde hapiste bulunan İmam-ı Azam Ebû Hanife (Rahimehullah) ile Anan ben David hapiste iken görüşmüşlerdir.[1] Bu görüşmeler neticesinde İmam-ı Azam, onun hapisten nasıl çıkacağına dair birtakım nasihatlerde bulunmuş ve o da tavsiyesine uymuştur.[2]

Bununla beraber İmam-ı Azam, Anan ben David’e sadece nasihat vermekle kalmamış onun dini görüşünü de etkilemiştir. Nitekim Anan Ben David, kutsal metinlerden kıyas yoluyla hüküm çıkarmayı Ebû Hanîfe’den tesirlenerek ortaya çıkarmıştır.[3]

Anan ben David’in mezhebi 8. yüzyılda Müslümanların hâkim olduğu coğrafyada önce Anâniyye adıyla ortaya çıkmış, 9. yüzyılın ilk yarısında ise Karâîm ismini almıştır. Bu mezhebe Ahd-i Atik’i çok okudukları için “okuyanlar” anlamına gelen “Karâîm” isminin verildiği söylenmektedir. Hatta bir rivayete göre İstanbul’da onlara tahsis edilen yerlerden biri Karaköy olmuş, yoğun Karay yerleşiminden dolayı semt “Karâîköy” adını almış, daha sonra da bu ad Karaköy’e dönüşmüştür.[4]

Karâîlik ve Geleneksel Yahudi İnancı

Abbasi halifesi Mansur zamanında (755-774) yaşayan Anan ben David tarafından kurulan Karâî mezhebi, Yahudiliği Rabbinik gelenekten arındırma iddiasıyla ortaya çıkmış ve günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Dini konularda Tanah’ı (Tevrat’ı) kabul edip Mişna ve Talmud literatürünün dini otoritesine karşı çıkmıştır. Bu vesileyle tüm Rabbinik ibadet şekillerini sorgulamış ve ibadetleri kutsal kitaptan hareketle yeniden inşa etme yoluna gitmiştir.

Karâî Mezhebi ve İslam Fıkhı

Rabbinik Yahudi geleneğine karşı çıkan ve onun ibadet anlayışını reddeden Karâîlik akımının İslam kelamından ve fıkhından ciddi şekilde etkilenmiş olduğu Karâî geleneği incelendiğinde daha iyi anlaşılmaktadır.

Çeşitli araştırmacılar İslam hukuk usûlünün kitap, sünnet, icma ve kıyas şeklindeki referans sıralamasının önemli ölçüde Karâî geleneği tarafından da adapte edildiğinde hemfikirdirler. Nitekim İslam fıkıh usulüne paralel şekilde Karâî geleneğinde de kutsal kitabın hukukta ilk referans olarak kabul edildiğini ve sonra da icmanın (edah ya da qibbus) ve kıyasın (heqqeş) esas alındığını ifade ederler.[5]

Aynı şekilde Rabbinik Yahudilikte fazla bir önem arz etmeyen ve günlük ibadetlerde yer verilmeyen tam rüku, secde, diz üstü oturuş gibi bazı rükünlere Karâî geleneğinde yer verilmesi de İslam fıkıh mezheplerinin bir etkisidir.

Günlük ibadetlerde günümüze kadar uygulanagelen bu ibadet şekilleriyle ilgili olarak 15. Yy Karâî din bilgini Edirneli Elijah Başyati ibadette sekiz vücut hareketine dikkat çekmiştir. Bunlar ibadet esnasında ayakta durma, elleri kaldırma, boyun bükme, gözleri göğe doğru kaldırma, başı hızla eğme, diz seviyesine kadar eğilme, diz çökve ve tam secde etmedir.

Bu geleneğin İslam etkisiyle ortaya çıktığı, bilhassa Karâî mezhebinin kurucusu Anan ben David üzerinde etkili olan Hanefî fıkhının etkisiyle bu geleneğin teşekkül ettiği araştırmacılarla altı çizilen bir husustur.[6]

Maimonides (Musa b. Meymun, 1135-1204)

Anan ben David’den sonra üzerinde durmamız gereken diğer bir Yahudi alim de Maimonides (Musa b. Meymun)’dur. Kendisi Rabbinik Yahudi geleneğine bağlı bir din bilgini olmasına rağmen, İslam fıkhından ve kelamından etkilenmesi suretiyle Yahudiliği inanç ve ibadet noktasında son derece etkilemiştir.

Birçok araştırmacı önceki dönemde yetişmiş Fârâbî (v. 950), İbn Sîna (v. 1037), İbn Bâcce (v. 1138) ve Gazâlî (v. 1111) ile Maimonides’in çağdaşı olan İbn Rüşd (v. 1198) gibi birçok ünlü İslam düşünürünün Maimonides’in fikirleri üzerinde etkili olduğu kanaati taşır[7] ve dolayısıyla onun 12 ve 13. yy. İslam düşüncesinden bağımsız ele alınmaması gerektiğini vurgular. Hatta Maimonides’in yazdığı 13 maddelik amentü formülasyonun İslam kelamına benzerliği dikkat çekicidir.[8]

Bununla birlikte daha önceki uygulamalarda alışılmadık bazı kurallar Maimonides tarafından vurgulanmıştır. Bunlar arasında mesela sabah ibadeti için kişinin yüzünü, ellerini ve ayaklarını yıkadıktan sonra ibadete başlaması[9], ibadette vücudun örtünmesi, ibadet mekanının temizlenmesi, dikkati dağıtacak şeylerden uzak olma ve kalben niyet gibi durumlara dikkat edilmesi[10] ile ibadet esnasında ayakta durma, tapınağa yönelme, vücudu ibadete hazırlama, uygun giysi, uygun yer, sesini ayarlama, eğilme ve secdeden oluşan sekiz hususa riayet edilmesinin vurgulanması[11] dikkat çekicidir.

Yine onun tarafından belirtilen, kişi ayakta ibadet ederken ayaklarının yan yana olması gerektiği, gözlerin aşağı, kalbin yukarıya yönelik olması, sağ el sol selin üzerinde olacak şekilde ellerin kalp üzerinde olması gerektiği ve amidada[12] dua okurken kişinin sesini fazla yükseltmemesi ama çok sessiz de olmaması, kendi sesini duyabileceği tonda dua etmesi gerektiği yönündeki vurguları da oldukça önemlidir.[13]

Daha önceki Yahudi geleneğinde görülmeyen ve Maimonides tarafından Mişna Torah’ta günlük ibadetlerle ilgili belirtilen bu dikkat çekici kuralların İslam ibadet usulü ile yakın benzerliği doğal olarak akla İslami etki çağrışımını getirmektedir. İslam felsefesinden ve kelamından tesirlenen Maimonides, daha önceleri Anan ben David’in yaptığı gibi günlük ibadetteki usuller konusunda da İslam fıkhından etkilenmiştir.[14]

Netice

Özetle Kur’an’ın nazil olduğu dönem Yahudi geleneğinde günlük ibadetler Talmud öğretilerine paralel tarzda eda edilmekteydi. Buna göre günlük ibadetler zorunlu olmayan ve ayakta, bazen hafif eğilmelerle icra edilen günde üç vakit dua şeklinde bir ibadet biçiminden ibaretti.

Ancak İslam egemenliği döneminin ilerleyen devirlerinde kabaca Abbasiler dönemi ve sonrasında gerek Karâîlik Yahudiliğinde gerek ana akım olan Rabbinik Yahudilikte ibadetten önce el, yüz ve ayakları yıkama, ibadette dizlere kadar tam eğilme birçok farklılık ortaya çıkmıştır. Bu ise açıkça İslam fıkhından etkilenmenin bir tezahürüdür.

İslam egemenliği altında İslam kelamından, felsefesinden ve fıkhından ciddi şekilde etkilenen Yahudi din bilginleri, günlük ibadetler hususunda da farklılık yaşamıştır. 8. Yy’de Anan ben David, Talmud’u esas alan Rabbinik Yahudiliği reddederek sonraları Karailik diye adlandırılan bir akımın teşekkülünü sağlamış ve bu akım Yahudiliğin günlük ibadetlerini İslam’daki namaza benzer şekilde yeniden düzenlemiştir.

Benzer bir çaba da Rabbinik Yahudi geleneği içinde 12. Yy’de Maimonides tarafından gerçekleştirilmiştir. Günümüz Ortodoks Yahudiliği üzerinde de oldukça etkili olan Maimonides, Mişna Torah isimli önemli çalışmasında Yahudi günlük ibadetlerini İslam’daki namaza benzer bir tarzda yeniden yorumlamıştır. Nitekim Ben Abrahamson “Tracing the Derivation of Prayer Positions from Torah, to Temple Times, to the Modern Practice” isimli çalışmasında İslam’daki namaz ibadetinin orta çağ Yahudi ibadetine tesirinden bahsetmektedir.[15]

Özet olarak şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki gerek Tapınak Öncesi Dönem gerek Birinci Tapınak Dönemi ve gerek İkinci Tapınak Dönemi’nde Yahudilerin, bizim kılmış olduğumuz namaz tarzında bir ibadeti mevcut değildir. 8. Yy’de Anan ben David, İmam-ı Azam Ebû Hanife’den etkilenmek suretiyle namaza benzer bir ibadet ihdas etmiştir.

Keza geleneksel Yahudi mezhebinde bulunan Maimonides de 12. Yy’de İslam fıkıh ve kelamından etkilenerek hem inanç hem de ibadet hususunda Müslümanlara yaklaşan bir yol belirlemiştir.

Dolayısıyla dinimizde var olan namaz ibadeti Yahudilerden geçmemiş, onlarda mevcut olan namaza benzeyen bu ibadet Müslümanlardan Yahudilere geçmiştir.


[1] Rihletü Binyamin et-Tatîlî, s. 379. (Mülhakât’ın içinde).

[2] Enclopedia Judaism, md. Anan ben David, 2/127.

[3] A. Harkavy, “Karaites and Karaism”JE, VII, 439-440.

[4] Şaban Kuzgun, Hazar ve Karay Türkleri, s. 234.

[5] Astren, “İslamic Contexts of Medieval Karaism”, M. Polliack, Karaite Judaism: A Guide to its Histoyru and Literary Sources, Leiden: Brill 2003, s. 161.

[6] Elijah Bashiatsi, Aderet Eliyahu, 104b, Odessa: Y. Beim 1870 (L. Ginzberg, “Adoration, Forms of”, 210-211’den naklen).

[7] Bkz. Ivry, A.L, “Islamic and Greek Influences on Maimonides”, in S. Pines, Y. Yavel (eds.), Maimonides and Philosophy, Dardrecht 1986, s. 139-156.

[8] 13 madde şöyledir:

  1. Tanrı’nın var olduğuna ve her şeyin Yaratıcısı olduğuna inanırım.
  2. Tanrı mutlak ve biriciktir; birliği benzersizdir.
  3. Tanrı maddi değildir; beden ve şekil kabul etmez.
  4. Tanrı ezelî ve ebedîdir; O’ndan başka hiçbir şey tam anlamıyla ezelî değildir.
  5. Sadece Tanrı’ya tapınılır; O’ndan başkasına ibadet edilmez.
  6. Peygamberliğin gerçek olduğuna inanırım.
  7. Peygamberlerin en büyüğünün Musa olduğuna, onun peygamberliğinin benzersiz olduğuna inanırım.
  8. Musa’ya verilen Tora’nın tamamen Tanrı tarafından vahyedildiğine inanırım.
  9. Tora’nın değişmeyeceğine; Tanrı’nın Tora’sının kalıcı olduğuna inanırım.
  10. Tanrı her şeyi bilir: insanların tüm düşüncelerini, sözlerini ve eylemlerini.
  11. Tanrı iyi insanların ödüllerini ve kötü insanların cezalarını verecektir.
  12. Mesih’in geleceğine inanırım; gecikse de beklerim.
  13. Ölülerin bir gün dirileceğine inanırım. Bkz. A. E. Burn – H. Hirschfeld, “Creeds”, ERE, IV, 237-246.

[9] Maimonides, Misna Torah, “hilkot tofila”, 4:3.

[10] Maimonides, Misna Torah, “hilkot tofila”, 4:1.

[11] Maimonides, Misna Torah, “hilkot tofila”, 5:1.

[12] İbranice kökenli bir kelime olup “ayakta duruş” manasına gelmektedir.

[13] Maimonides, Misna Torah, “hilkot tofila”, 5:4, 9.

[14] Şinasi Gündüz, Namaz ve Yahudilikteki Günlük İbadet, İslami İlimler Dergisi, 215-238.

[15] Tam ifadesi şöyledir: “It also opens the possibilty that Islamic custom may have influenced medieval rabbinic custom.”  Bkz. https://www.scribd.com/document/181751818/Islamic-Jewish-Prayer-Positions-pdf

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu