Soru-Cevap

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hadis Yazımını Yasaklamış mıdır?

Hadis inkarcıları, hadis-i şeriflerin güvenilir olmadığını iddia ederken bunun ilk dönemde yazılmadığını, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından 250 sene sonra yazıldığını iddia etmektedirler. Tabii bunun tamamen tarih bilgisi yoksunluğundan kaynaklandığını başka yazımızda ifade etmiştik. Bu yazımızda hadislerin yazım tarihi incelenmeyecek, Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadis yazımını yasaklayıp yasaklamadığı konu edilecektir.

İlgili İddia

Söz konusu iddiaya gerekçe gösterilen hadis-i şerif şöyledir:

“Benim ağzımdan Kur’an’dan başka bir şey yazmayınız. Kur’an’dan başka bir şey yazmış olan kimse varsa derhal o yazdığını imha etsin. Ancak yazmaksızın benden dinlediğiniz gibi rivayet edin, bunda bir beis yoktur. Bir de bile bile her kim bana isnad ederek yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın.”[1]

Görüldüğü üzere burada Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisinden duyulan şeylerin yazımını nehyetmiş, Kur’an dışında kim bir şey yazmışsa imha etmesini söylemiştir. Bununla beraber hadisleri başkalarına nakletmekte herhangi bir beis görmemiştir. Zaten Veda Hutbesi’nde “burada olanlar, olmayanlara aktarsın[2] buyurduğu sabit bir husustur.

Her şeyden önce şunu ifade edelim ki hadis inkarcıları derin bir tutarsızlık içindedirler. Zira onlar Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadis yazımını yasakladığını dolayısıyla elde bulunan hadislerin uydurma olduğunu söylerken yine bir hadise dayanmaktadırlar ki bu da açık bir çelişkidir. İşte bu sebepten biz yazımızda onlara cevap vermekten ziyade ilmî bir meselenin tahlilini yapmaya gayret göstereceğiz.

Doğru Menhec

Metin okurken ibarelere bütüncül bakılması gerektiği unutulmamalıdır. Zaten ilmî bakış da bunu gerektirir. Aksi halde değil hadisler, ayetlerde de aynı arızalı neticelere ulaşılabilir.

Mesela zahiren şefaatin olmadığını gösteren ayetleri[3] okuyup şefaati ispat eden ayetleri[4] görmezden gelenler; kulun iradesinin olmadığını vehmettiren ayetleri[5] görüp iradeyi gösteren ayetleri[6] yok sayanlar veya Allah’ın görülemeyeceğini zannettiren ayetlere[7] bakıp da Ru’yetullah’ı ispat eden ayetleri[8] görmezden gelenler aynı menhec hatasına düşmektedirler. Bu noktada yapılması gereken ister ayet ister hadis olsun ilgili nassların tamamını inceleyip, ümmetin ilgili meseleye dair tercihinin ne olduğunu araştırdıktan sonra doğru bir neticeye varmaktır.

Hadis-i Şerif Yazdığı Bilinen Sahabîler

Yukarıdaki hadis-i şerifte Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kendisinden Kur’an dışında bir şey yazılmamasını emrettiğini görmüştük. Lakin kendisinin bizzat yazmasına izin verdiği sahabîleri de bilmekteyiz. Bir misal verelim:

Abdullah b. Amr (Radıyallahu Anh)’tan şöyle rivayet edilmektedir:

“Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den duyduğum her şeyi ezberlemek maksadıyla yazıyordum. Kureyş ise beni bundan nehyetti ve “Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kızgınlık ve sükûnet hallerinde konuşan bir insan iken sen ondan duyduğun her şeyi nasıl yazarsın?” dediler. Bunun üzerine ben yazmaktan vazgeçtim. Sonra durumu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e arz edince eliyle ağzını işaret ederek:
“Yaz! Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki buradan haktan başka bir şey çıkmaz.” Buyurdu.”
[9]

Yine Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh)’tan gelen bir rivayette o şöyle demektedir:

“Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabı içinde Abdullah b. Amr hariç benden daha fazla hadis bilen kimse yoktur. Abdullah yazar, ben yazmazdım.”[10]

Sahabe-i kiramdan hadis-i şerifleri yazan sadece Abdullah b. Amr (Radıyallahu Anh) da değildir. Kaynakların aktardığına göre hadis yazan sahabîlerin bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

  1. Sa‘d b. Ubâde.[11]
  2. Ebû Hureyre.[12]
  3. Abdullah b. Ömer.[13]
  4. Câbir b. Abdullah.[14]
  5. Semûre b. Cündeb.[15]
  6. Enes b. Mâlik.[16]
  7. İbn Mesud.[17]
  8. Abdullah b. Ebî Evfâ[18] (Radıyallahu Anhum Ecmaîn).

Hatta Mustafa el-A‘zamî, yapmış olduğu bir çalışmada içinde Hz. Ebubekir, Hz. Ali, Hz. Aişe ve Ebû Bekre es-Sekafî (Radıyallahu Anhum) gibi sahabîlerin de bulunduğu yaklaşık 50 kişilik bir liste vermektedir.[19]

Bununla beraber Resulullah Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Mekke’nin fetih günü Fetih Hutbesi’ni kendisine yazılmasını talep eden Ebû Şâh için “Ebû Şâh için yazın!” buyurduğu da kuşku duyulmayan bir rivayettir.[20]

Mutlak mı Mukayyed mi?

Tüm bu yaptığımız nakillerden ortaya çıkmaktadır ki Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bazı sahabîlere hadis yazmaları için izin vermiş bazısına doğrudan yazılmasını emretmiştir. Dolayısıyla “benden Kur’an dışında bir şey yazmayın” emri mutlak değil, mukayyed yani belli şartlara ve sebeplere bağlanmış olmaktadır.

Muhtemel Sebepler

Ulemamız bu meseleyi çözmek kabilinden birtakım yorumlar üzerinde durmuştur.

İbn Kuteybe (Rahimehullah) zâhiri mütearız olan bu rivayetler hakkında şöyle demektedir:

“Bu meselede iki çözüm yolu vardır:

Birincisi: Sünnetin, sünnet ile nesh edilmiş olmasıdır. Bu demektir ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) önce sözlerinin yazılmasını yasaklamış; sünnetin ezberlenemeyecek kadar çoğaldığını gördükten sonra da yazılmasına ve kaydedilmesine müsaade etmiştir.

İkincisi: Yazma izninin sadece Abdullah b. Amr’a mahsus olmasıdır. Çünkü Abdullah b. Amr eski kitapları okumakta, Süryanice ve Arapça yazı yazmaktaydı. Onun dışındaki sahabîlerden sadece birkaç kişi yazı yazabilirdi. Onların da yazıları kusurlu idi. Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yazmakta hata edebilecekleri endişesi ile onları hadisleri yazmaktan menetti. Fakat Abdullah b. Amr’ın yazısından emin olduğu için ona müsaade etti.”[21]

Hattâbî (Rahimehullah) ise şöyle demektedir:

“Yasağın önce olması muhtemeldir. Son durum ise yazının mübah olmasıdır. Ayrıca Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Kur’an’a karışıp okuyanı şaşırtmaması için “hadislerin Kur’an ayetleriyle aynı sayfaya yazılmasını yasakladı” da denilmiştir. Yoksa bizatihi yazı yazmanın sakıncalı olması ve yazı ile hadisi kaydetmenin yasaklanması gibi bir şey söz konusu değildir.”[22]

Yani Hattâbî (Rahimehullah) yasağı belli bir mekâna tahsis etmekte dolayısıyla yazma ile ilmi kaydetmenin sakıncalı olmadığını söylemektedir.

Râmehürmüzî (Rahimehullah) ise şöyle demektedir:

“Hadislerin yazılmasına Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in izin vermediğine dair Ebû Saîd’in rivayeti öyle sanıyorum ki hicretten önceki veya bu işin Kur’an ile iştigalden alıkoymasından emin olunmadığı devir için geçerlidir.”[23]

Hatîp Bagdadî (Rahimehullah) hadislerin yazımı ile ilgili şöyle demektedir:

“Açıkça ortaya çıkmıştır ki ilk asırda hadislerin yazılmasının hoş karşılanmaması, Allah’ın kitabına bir başka şeyi eş tutmamak veya bir başka şey sebebiyle Kur’an’la meşguliyetten uzak kalmamak içindir.”[24]

Ahmed Naîm Efendi ise şöyle demektedir:

“Yerine göre nehiy hadisi ile de izin hadisi ile de amel olunur. Nehiy hadisi, hıfzına güvenilir ve bazı yazarken sû-i hattı veya dikkatsizliği yüzünden iltibasa, tahrife meydan verir kimselere; ibâha hadisleri de hafızası gevşek ve yazısı okunaklı ve dürüst olanlara göredir.”[25]

Ebu’l-Abbas el-Kurtubî (Rahimehullah) da buradaki nehyin ilk dönemlere ait olduğunu ve Kur’an ile karışma endişesinden dolayı olduğunu söylemektedir.[26]

Hadislerin yazımının nehyedilmesinin bir hikmeti de sınırlı yazı malzemesinin hadislere harcanması değil Kur’an-ı Kerim’in yazılmasına kullanılması da olabilir. Zira o dönemde kâğıda erişmek bir lüks olduğundan insanlar genelde kemik, deri vs. malzemelere yazmaktaydı. Bu sebeple Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Kur’an’ın yazılmasını, hadislerin ise nakledilmesini talep etmiş olabilir.

Öyle veya böyle başlangıçta var gibi gözüken bu ihtilaf neticede ortadan kalkmış ve Müslümanlar, hadislerin yazıya geçirilmesinin cevazında fikir birliğine varmışlardır.[27] Zira bizzat Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından yazdırılmış olan bazı vesikalar ve yine onun zamanında bazı sahabîlerce yazılmış hadis sahifelerinin bulunduğu inkâr edilebilecek bir husus değildir.


[1] Müslim, Sahîh, no: 3004.

[2] Buhârî, Sahîh, no: 67.

[3] Bakara Sûresi, 48; 254.

[4] Yunus Sûresi, 3; Taha Sûresi, 109.

[5] Tekvir Sûresi, 29.

[6] Kehf Sûresi, 29.

[7] En‘âm Sûresi, 103.

[8] Kıyâme Sûresi, 23.

[9] Ebû Dâvûd, Sünen, no: 3646.

[10] Buhârî, Sahîh, no: 113.

[11] Tirmizî, Sünen, no: 1343.

[12] İbn Abdilberr, Câmi‘u Beyani’l-İlmi ve Fadlihi, s. 95. Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh) üstteki rivayette hadis yazmadığını söylemesine rağmen kaynaklarda onun da bir sahifesi bulunduğu belirtilmektedir. Muhtemelen yazmadığını ifade ettiği hadiste henüz yazmamış daha sonrasında ise bu sahifesini kaleme almıştır.

[13] Muhammed Hamidullah, Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahife-i Hemmâm b. Münebbih, s. 47.

[14] Müslim, Sahîh, 2/885.

[15] İbn Hacer el-Askalânî, Tehzîbu’t-Tehzîb, 4/198.

[16] Muhammed Hamidullah, Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahife-i Hemmam b. Münebbih, s. 37.

[17] İbn Abdilberr, Câmi‘u Beyâni’l-İlmi ve Fadlihi, s. 91.

[18] Buhârî, Sahîh, no: 2818.

[19] Mustafa el-A‘zamî, Studies, s. 30.

[20] Buhârî, Sahîh, no: 2434.

[21] İbn Kuteybe, Te’vîlu Muhtelifi’l-Hadîs, s. 286-7.

[22] Hattâbî, Meâlimu’s-Sünen, 4/184.

[23] Râmehürmüzî, el-Muhaddisu’l-Fâsıl, s. 386.

[24] Hatîb Bagdadî, Takyîdu’l-İlm, s. 93.

[25] Ahmed Naîm, Tecrid Tercemesi, 1/45-6.

[26] Ebu’l-Abbas el-Kurtubî, el-Müfhim limâ Eşkele min Telhîsi Kitâbi Müslim, 6/703.

[27] İbn Salah, Ulûmu’l-Hadîs, s. 161.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu