Absürt Bir İddia: Namazın Yahudilerden Geldiği Vehmi -1-
Yahudilerin Tarihi ve İbadet Şekilleri

Giriş
Hadis inkarcılarının trajikomik iddialarından birisi de “namazın Yahudilerden geldiğini” söylemeleridir. Onların bu sözleri, içinde bulundukları çıkmazı göstermesi açısından aslında önemlidir. Zira Mushaf-ı Şerif’te sarahaten namazın vakitleri, rekatları, erkânı, namazı bozacak söz ve davranışlar hatta Cuma ve bayram namazı gibi Müslümanların toplu halde yaptığı ibadetler dahi açık bir şekilde yer almamaktadır.
Biz Sünnîler açısından bu durum son derece normaldir. Zira bize göre vahiy, Kur’an-ı Kerim’den ibaret olmayıp Sünnet ile de gerçekleşebilir ki biz buna önceki yazılarımızda değinmiştik. Fakat Sünnet ile problem yaşayan hadis inkarcıları, namazı izah etme hususunda eşine ender rastlanır bir savrulma yaşamış ve İslam uleması dışında kim olursa olsun medet arar olmuşlardır. Öyle ki bu arayışın hazin neticesi, “namazın Yahudilerden Müslümanlara geçtiği” fikri olmuştur.[1]
Elbette her hadis inkarcısı namazın Yahudilerden geldiğini iddia etmemektedir. Doğrusu onlar bu konuda ciddi bir ihtilaf içindedirler. Kimisine göre namaz diye bir şey yok, kimisine göre üç vakit, kimisine göre de beş vakittir. Hatta kimine göre mücerret bir dua etmekten ibarettir. Halbuki dört mezhep arasında namazın vakitleri, rekatları, rükû ve secde sayısı gibi temel konularda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. “Hadisleri kabul edenler dini bölüyor” diyen bu fırka, esasında dini bölüp parça parça etmektedir.
Biz bu yazımızda hadis inkarcılarının içinde debelendiği ihtilaf üzerinde durmayacak ve namazın Yahudilerden geldiğini savunan fikre değineceğiz.
İddianın Tafsilatı ve Zihnî Altyapı
İddiaya göre Yahudiler de beş vakit namaz kılmakta, bizim gibi rükû ve secde yapmaktadır. Dolayısıyla Kur’an’da namazın nasıl kılınacağının detaylarının yer almasına ihtiyaç yoktur. Zira Müslümanlar, Yahudileri izleyip onları rahatlıkla taklit edebilirler.
Birçok ayet-i kerimede dost edinmememizin emredildiği[2], kitabı tahrif ettikleri[3] ve peygamber öldürmeleri gibi[4] had-hudud tanımaz bir topluluğa bakıp da namaz gibi son derece önemli bir ibadeti onları takliden öğrendiğimizi iddia etmek gerçekten eşine ender rastlanılacak ilginçlikte bir iddiadır.
Bunun arkasındaki zihnî alt yapı ise Müslüman düşmanlığı ve gayrimüslim seviciliğinden kaynaklanmaktadır. Zira bu tarz insanlar incelendiğinde ehl-i kitap, gayrimüslim, mürted ve mülhid gibi farklı kategorilerdeki inançsızlara karşı muazzam bir hoşgörü ve hüsnü zan ile davrandıkları görülmektedir. Fakat hasbelkader dinini yaşamaya çalışan Müslümanların ise açıklarını aramak, yanlışlarını bulduklarında sevinmek ve onları ahlaksızlıkla suçlamak için fırsat beklemek bu güruhun en bariz hususiyetlerindendir.
Hasılı bu iddiada savunulan şey, erken dönem hadis ve siyer kaynaklarında namazın nasıl kılınacağı, risaletin hemen akabinde Cebrail (Aleyhisselam) tarafından, Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e öğretilmesine rağmen[5] “ben dinimi öğrenirken gerekirse Yahudi’ye bakarım ama Hz. Peygamber’e, bu ümmete on dört asırdır ışık tutmuş imamlara, alimlere, muhaddislere, fakihlere bakmam” demekten ibarettir.
Yahudilerin Kısa Tarihi ve İbadet Şekilleri
Yukarıdaki girişten sonra Yahudi tarihini incelemek ve geçirmiş oldukları safhalarda yapmış oldukları ibadetleri ele almak yerinde olacaktır.
Yahudi tarihini dört döneme ayırmak mümkündür:
- Tapınak Öncesi Dönem
- Birinci Tapınak Dönemi
- İkinci Tapınak Dönemi
- İslam Egemenliği Dönemi
Tapınak Öncesi Dönem (MÖ 18-10. YY)
Bu dönem, Yahudi tarihinde Süleyman Mabedi’nden (Birinci Tapınak, MÖ 10. yy) önceki evredir. Kabaca Atalar dönemi (İbrahim–İshak–Yakup), Mısır ve Çıkış, Çöl dönemi ve Kenan’a yerleşim aşamalarını kapsar.
Tapınak öncesi dönemde Yahudilerin tefila[6] dedikleri günlük ibadetlerinde belirli bir vaktin ya da şeklin olmadığı hususunda ittifak mevcuttur.[7]
Yani bu dönemde değil namaz, diğer ibadetlerde dahi herhangi bir vakit veya şeklin olmadığı hususunda görüş birliği vardır.
Birinci Tapınak Dönemi (MÖ 10. YY-MÖ 586)
Birinci tapınak dönemi, Yahudi tarihinin MÖ 10. Yy’den MÖ 586’ya kadar süren dönemi ifade etmektedir. Bu dönem, Kudüs’te inşa edilen Süleyman Mabedi (Birinci Tapınak) etrafında örgütlenen dinî hayatın yaşandığı, aynı zamanda İsrail ve Yehuda krallıklarının hüküm sürdüğü uzun bir tarihsel evredir.
Düzenli ibadetler açısından Yahudilik tarihinde Bet Amikdaş’ın yani tapınağın inşası son derece ehemmiyet arz etmektedir. Zira bu dönemde Yahudiler tapınak merkezli ibadet etmekteydiler.
MÖ 10’yy’de inşa edilen ve MÖ 6. yy’de Babillerin yıkmasına kadar geçen süreçte Yahudilerin günlük ibadetleri esasında tapınaktaki törenlerle ilişkilidir. Tapınak sunumlarına dayalı olan bu formal dualar; kanlı kurban törenleri ve tahıl sunuları şeklindedir ve o dönem ibadetinin esasını oluşturmaktadır. Bununla birlikte Mezmurlar’da[8] Tanrı’nın huzurunda eğilmek ve diz çökmek gibi ifadelere rastlanılmaktaysa da[9] bu, günlük ibadet değil şahsî tutum olarak karşımıza çıkmaktadır.
İkinci Tapınak Dönemi (MÖ 516-MS 70)
İkinci tapınak dönemi, Yahudi tarihinin Babil sürgününden dönüşle başlayıp Roma’nın Kudüs Tapınağı’nı yıkmasına kadar süren yaklaşık 600 yıllık dönemdir.
İkinci tapınak dönemi olarak adlandırılan bu dönemde ise günlük ibadetler açısından belirleyici figür yazıcı Ezra’dır. Tapınağın inşası sonrası Kudüs’e dönen Ezra (MÖ 458) ve başkanlığındaki dini heyet bir dizi düzenlemeye gitmiş ve bunun bir parçası olarak da günlük ibadetlere ve bu ibadetlerde okunması gereken şükür dualarına ilişkin düzenlemeler (şemone esrey, on sekiz kutsama) dua dizinleri olarak karşımıza çıkmıştır.[10]
Tabii onların dua sayısı ile ilgili 7, 3, 4 ve 2 şeklinde ihtilafları da mevcuttur. Bunun sebebi de Mezmurlar’daki ifadelerdir. Zira 119:164’te “Doğru ilkelerin için seni günde yedi kez överim.”; ifadeleri sebebiyle 7, bazıları Tarihler 23:30’da yer alan “Rab’be şükretmek, övgüler sunmak üzere her sabah ve akşam tapınakta hazır bulunacaklardı.” İfadesinden hareketle 2; Mezmurlar 55:17’de yer alan üç vakit duaya, yine Mezmurlar 119:62’daki “Doğru hükümlerin için gece yarısı kalkıp sana şükrederim” ifadesiyle 3 üzerine 1 ekleyerek 4 vakit dua edilmesini gerektiğini söylemişlerdir.
İkinci tapınak döneminin sonlarına ait olan Hıristiyan kutsal kitabında da Yahudilerin ibadet biçimiyle ilgili bazı verilere rastlanmaktadır. Mesela çeşitli İncillerde ana gövde Yahudi cemaatini oluşturan Ferisilerin ayakta dikilerek (amidah) ibadet ettiklerine dair kayıtlara yer verilir.[11]
Babil sürgünü sonrası MÖ 6. Yy sonlarında inşa edilen ikinci tapınağın MS 70 yılında yıkılışı sonrası tapınak merkezli olarak icra edilen ibadet biçimleri ortadan kalkmıştır.[12] Bununla birlikte Talmud’da[13] Rabbiler (Yahudi din öğretmenleri), günde üç vakitten oluşan ibadet geleneğine dikkat çekmişler[14] ancak Rabbi Simeon gibi Talmudik figürler bu ibadetlerin zorunluluk kabul edilmemesi gerektiğini söylemişlerdir.[15]
Dolayısıyla Yahudi tarihine baktığımızda ne Tapınak Öncesi Dönem ne Birinci Tapınak Dönemi ne de İkinci Tapınak Dönemi’nde biz Müslümanların kıldığı tarzda erkanı, vakti, rekatları belli bir “namaz” örneğine rastlanılmamaktadır.
İslam Egemenliği Dönemi (MS 7. Yy Sonrası)
Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu dönemde Hicaz bölgesinde yaşayan Yahudilerin Talmud öğretilerini esas alan Rabbinik[16] geleneğe bağlı olduklarında herhangi bir şüphe yoktur. Nitekim Rabbinik gelenekte yer alan “rav” ve “haver” terimlerinin Arapça halleri Kur’an-ı Kerim’de Yahudi cemaatin dini önderleri için şöyle kullanılmaktadır:
لَوْلَا يَنْهٰيهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْاِثْمَ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
«Bari Rabbaniyyûn ve Ahbâr, bunları günâh söylemekten ve haram yemekten nehyetseler! Yaptıkları şey ne kötüdür!» (Mâide Sûresi, 63)
Bu ayet-i kerimede yer alan rahbaniyyûn (rabbanim) terimi, Babil Talmud akademisiyle ilgili bir kendini tanımlamadır. Ahbâr (haver) ise Rabbinik elitin bir parçası olmamakla birlikte onlarla birlikte olan bir alt sınıfı ifade eder.[17]
Kur’an’ın nazil olduğu dönemdeki Yahudilerin kıyam, kıraat, rükû, secde ve dizüstü oturuş gibi rükünler içeren namaza olumlu bir gözle bakmadıkları da bir hakikattir. Nitekim Kur’an, Yahudilerin namaz ibadetini bir alay ve eğlence konusu yaptıkları tespitini yapmakta ve onları kınamaktadır:
وَاِذَا نَادَيْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ اتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًاۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ
«Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu, şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır.» (Mâide Sûresi, 58)[18]
Karaîm Yahudileri ve Anan ben David ile Musa b. Meymun’u incelediğimiz bir sonraki yazıyı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.
[1] Mustafa İslamoğlu’nun ilgili iddiayı zikrettiği konuşması için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=EJrWaLnXbvM
[2] Mâide Sûresi, 51.
[3] Nisâ Sûresi, 46.
[4] Bakara Sûresi, 61.
[5] Bazıları için bkz. Ebû Dâvûd, Sünen, no: 393; Tirmizî, Sünen, no: 149; İbn Hişâm, es-Sîre, s. 244-245.
[6] Tefila: Tanrı ile övgü, şükran, meditasyon, ricada bulunmak ve benzeri şekillerde kurulan iletişim ifade tarzı olan ibadet şeklinde tanımlanmaktadır. Bkz. Basalel, Yahudilik Ansiklopedisi, İstanbul, Gözlem, 2002, 3/725.
[7] Hawary, Prayer in Judaism and İslam, A History of Jewish-Muslim Relations: From the Origins to the Present Day, Princeton University Press, 2013, s. 714.
[8] Mezmurlar, Yahudi ve Hristiyan kutsal metinlerinde yer alan, dua, ilahi, yakarış, övgü ve bilgelik içerikli 150 şiirsel metinden oluşan bir kitaptır. İbranice adı Tehillimdir (“Övgüler”). Eski Ahit’in bir bölümünü oluşturur ve Yahudi ibadetinin en eski ve en önemli parçalarındandır.
[9] “Gelin tapınalım, eğilelim, bizi yaratan Rabbin önünde diz çökelim.” Mezmurlar 95:6.
[10] Berakoth 33a (Soncino Babylonian Talmud).
[11] Matta 6: 5; Luka 18: 11.
[12] Firestone, “Rituals: Similarities, Influences, and Processes of Differentiation”, s. 702.
[13] Talmud: Tevrat’ın (Yazılı Tora) sözlü açıklamalarının, yorumlarının ve tartışmalarının derlenmiş hâlidir. Yahudilikte dini kaynaklar, Yazılı Tora (Tevrat) + Sözlü Tora olarak kabul edilmektedir. Talmud, Yahudi dini hukukunun, ibadet kurallarının, etik ilkelerinin ve binlerce yıllık haham tartışmalarının dev bir derlemesidir. Yaklaşık MS 200–500 arasında derlenmiştir.
[14] Berakoth 4b, 26b.
[15] Avoth 2,13.
[16] Rabbinik: Yahudi tarihinde ve literatürde “hahamlar tarafından şekillendirilmiş dönem, düşünce ve yorumlar” için kullanılır. Yani Rabbinik Yahudilik, MS 70’te Tapınak yıkıldıktan sonra başlayan ve günümüze kadar devam eden haham merkezli dinî gelenektir ve Yahudilerin çoğunu oluşturmaktadır.
[17] Newby, G.D., “The Jews of Arabia at the Birth of İslam” A. Meddeb, B. Stora, A History of Jewish-Muslim Relations: From the Origins to the Present Day, Princeton University Press 2013, s. 46.
[18] Ayetin sebeb-i nüzulü ile alakalı Yahudi’nin istihzası için bkz. Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, 6/96.





