
Çeşitli aklî ve iknâî deliller,[1] bu evrenin en az bir yaratıcısının var olduğunu rasyonel zorunluluk seviyesinde gösterdiği gibi aynı şekilde başka aklî ve iknâî deliller de en fazla bir tane yaratıcı bulunabileceğini, iki-üç veya daha fazla ilâh bulunamayacağını ortaya koymatadır. Yani tüm deliller Yaratıcı’nın var ve tek olması gerektiğini ispat etmektedir.
Yaratıcı’nın tek ilah olduğunu gösteren tevhid delillerinden bazısı şöyledir:
1. Taayyün Delili
Bu delil, iki ilâh varsayıldığı takdirde onların ayrı ayrı varlıklar olmasını sağlayan ve her biri için “onu o yapan” özellikten yola çıkar. Bu delilin kendi içerisinde çok çeşitli yön ve takrirleri mevcuttur.
Birinci Yön: Aynı Olmanın İmkansızlığı
İlâhın tüm yönleriyle birebir aynı olan bir benzerinin bulunması aklen imkansızdır. Eğer gerçekten “tüm yönleriyle” bir “aynılık” olsaydı, ortada ikilik veya farklılık da olmaması gerekirdi. Çünkü tamamen “aynı” olmak demek, birini diğerinden ayırt edici hiçbir özelliğin de bulunmaması demektir.
Bazılarının “Günlük hayatta çoğu kere birbiriyle tamamen aynı özelliklerde hatta ayırt edilemez iki defter veya iki kalem görmek mümkündür.” şeklindeki iddiası, bu kaideye ters değildir. Çünkü o iki defter veya kalemin, en azından “boşlukta kapladığı nokta, mekân ve konum” gibi özellikleri açısından birbirinden farklı olduğu ortadadır.
Eğer iki ilâh varsayıldığı takdirde “aralarındaki benzerliğin her yönden değil bazı yönlerden” olduğu söylenirse bakılır:
- Bu defa birinde bulunup diğerinde bulunmayan özellik eğer kemâl sıfatı (mükemmellik, kusursuzluk ve yücelik özelliği) ise o zaman diğerinde bu kemâl sıfatının bulunmaması bir kusur olur ve diğeri bundan sebep ilâh olamaz.
- Yok eğer birincide bulunup diğerinde bulunmayan o özellik kemâl sıfatı değilse zaten kendisi ilâh olamaz.
Bu konunun başka ayrıntıları da mevcuttur. Sonuç olarak her türlü durumda gerçek ilâh, aklen tek olmak zorundadır.
İkinci Yön: Farklılık Sebebi ve Özellikleri
İki farklı ilâh varsayıldığı takdirde her biri için vâcibü’l-vücûd (varlığı aklen zorunlu olan) zâtın kendisi ve de onu diğerinden ayıran taayyün (onu belirleyici ve başkalarından ayırt edici özellik) de söz konusu olur.
Bu hâlde iki ihtimalden bahsedilebilir:
- “Söz konusu taayyün, vâcibü’l-vücûd zâtın ta kendisidir.” denilemez. Çünkü zâten vâcibü’l-vücûd, aklen zorunlu varlık olması bakımından var olduğu ve bu durum ikisinde de ortak olduğu için artık ayırıcı tek sebep olan taayyünde de ortak olurlar ve vâcibü’l-vücûd zât hakikatte tek olur. Demek ki iki tane vâcibü’l-vücûd zât varsayılamaz.
- “Söz konusu taayyün, vâcibü’l-vücûd zâtın kendisi değildir.” denemez çünkü burada da iki ihtimalden söz edilebilir.
B.1. “Söz konusu taayyün, vâcibü’l-vücûd zâtın kendisi değildir ama onun lâzımı (zorunlu sonucu veya gereği)dir.” denemez çünkü her ne zaman vâcibü’l-vücûd bir zât farz edecek olsak kaçınılmaz bir şekilde o taayyün de bulunacağı için yine önceki maddedeki ayrışma problemi ortaya çıkar. Demek ki iki tane vâcibü’l-vücûd zât varsayılamaz.
B.2. “Söz konusu taayyün, vâcibü’l-vücûd zâtın kendisi değildir, onun lâzımı da değildir.” denemez çünkü bu durumda o taayyün vâcibü’l-vücûd zâttan ayrılabilir demektir ki bu da o zâtın onun varlığında başka şeylere ihtiyaç duymasını gerektirir. Ayrılması mümkünken vâcibü’l-vücûd zâtta bulunması da başka bir etken tarafından tercih edilmiş demektir.
Bu maddelerin başka ayrıntıları da mevcuttur.[2] Sonuç olarak iki veya daha fazla farklı ilâhın bulunması aklen imkansızdır, Yaratıcı tektir.
Üçüncü Yön: Hakikî Sıfatlar
İki farklı ilâh varsayıldığı takdirde, bu ikisi de “ilâh olmaları” için gerekli sıfatlara (özelliklere) sahip olmalıdır ancak bu mümkün değildir. Çünkü bu sıfatlar arasında ezelîlik, ebedîlik, yaratılmışlara benzememek gibi itibarî olanlar vardır; ilim, irade veya kudret gibi hakikî (gerçekten var olan, itibarî olmayan) sıfatlar da vardır.
Varsayılan iki farklı ilâhın hakikati de gerçek bir varlık olan aynı ilim sıfatının kendisinde bulundurmasını gerektirecektir, bu takdirde üç ihtimal ortaya çıkar:
- “O ilim sıfatını ikisi de alamaz.” demek imkansızdır çünkü o zaman ikisi de ilâh olamaz. Ancak geride geçen deliller, en az bir ilâhın var olması gerektiğini ispat ettiği için bu ihtimal geçersizdir.
- “O ilim sıfatını ikisi de alır.” demek de imkansızdır. Çünkü bu durumda ya ilmin bölünmesi gerekir ki sıfatlar bölünemez ya da bir sıfatın aynı anda iki mahalde bulunması gerekir ki bunun da aklen imkansız olduğu geride geçmişti.
- “O ilim sıfatını sadece birisi alır.” demek de imkansızdır. Çünkü bu, muraccih (ağır bastırıcı ve tercih edici bir etken) bulunmaksızın bir teraccühün/seçilimin gerçekleşmesi anlamına gelir ki bu da aklen imkansızdır.[3]
Bu maddelerin başka ayrıntıları da mevcuttur. Sonuç olarak iki veya daha fazla farklı ilâhın bulunması aklen imkansızdır, Yaratıcı tektir. [4]
2. Temânu‘ Delili: İrade Çatışması
“Temânu‘”, sözlük anlamı olarak “çatışma” demektir, burada “irade çatışması” anlamına gelmektedir. Bu delil, iki ilâh bulunduğu varsayıldığında ikisinin birbirine zıt şeyler istemesi ihtimalinden yola çıkar.
Mesela birisi Dünya’yı yaratmak isteyip diğeri onu yok etmek isteseydi üç farklı durum söz konusu olurdu:
- “İkisinin istediği de olur.” denilemez çünkü zıtların birleşmesi aklen muhâldir.
- “İkisinin istediği de olmaz.” denilemez çünkü o zaman ikisi de ilâh olamaz. Hâlbuki aklî deliller, en az bir Yaratıcı’nın varlığını gösterdiği için bu şık da geçersizdir.
- “Sadece birinin istediği olur.” denirse o zaman diğeri ilâh olamaz, sadece iradesi gerçekleşen ilâhtır.
O hâlde birden fazla ilâhın bulunması aklen imkansızdır, Yaratıcı tektir.[5]
Dikkat: Bu delil, varsayılan iki ilâhın bilfiil zıt şeyler istemesine değil bilkuvve zıt şeyler isteme ihtimallerine yöneliktir. Bir sonraki delilin C maddesinde de geleceği üzere, “daima uyumlu iş yapan iki ilâh” itirazı geçersizdir.
3. Tevârüd Delili: İrade Çakışması
“Tevârüd”, sözlük anlamı olarak “çakışma, uyuşma” demektir, burada “irade çakışması” anlamına gelmektedir. Bu delil, iki ilâh bulunduğu varsayıldığında ikisinin birebir aynı şeyi istemesi ihtimalinden yola çıkar.
Mesela ikisi de Dünya’yı yaratmak isteseydi dört farklı durum söz konusu olurdu:
- “O şeyin varlığı, ikisinin kudretiyle tam hâlde ve aynı anda gerçekleşir.” denilemez çünkü aklen “Bir eserin iki müessiri olamaz.”
- “O şeyin varlığı, önce birinin sonra diğerinin kudretiyle tam hâlde gerçekleşir.” denilemez çünkü aklen “Tahsîl-i hâsıl, bâtıldır.” Yani zaten ortada olan, o hâldeyken bir daha ortaya çıkarılamaz.
- “O şeyin yarısı bir ilâhın kudretiyle, diğer yarısı diğer ilâhın kudretiyle gerçekleşir.” denirse bu da kendi içinde iki şekilde ele alınabilir:
C.1. Eğer bu yarı yarıya yaratma zorunlu ise o takdirde ikisi de birbirine muhtaç olacağı, yani mutlak güç ve iradeye sahip olmayacağı için ikisi de ilâh olamaz.
C.2. Eğer bu yarı yarıya yaratma zorunlu değil iradeye bağlı ise o takdirde hem evrende ikisinin de mülkü, sahipliği, iradesi ve kudreti dışında bazı şeyler var olacağı için bazı parçalarda “acizlik” hem birbirlerinin yarattıklarına müdahale etme sınırları açısından “had problemi” hem de “temânu‘ (yani zıt şeyler isteme) ihtimali” hâlen mevcut olacağı için de ilk delilde bahsi geçen çelişkili durumlar sebebiyle ikisi de ilâh olamaz.
Dikkat: Birbirinden tamamen bağımsız şeyler yaratmayı isteyen iki ilâh varsayıldığında da durum böyledir.
- “İkisinin dediği de olmaz.” denirse o zaman ikisi de ilâh olamaz. Ama aklî deliller en az bir Yaratıcı’nın varlığını gösterdiği için bu şık da mümkün olamaz.
- “Sadece birinin dediği olur.” denirse o zaman diğeri ilâh olamaz, sadece iradesi gerçekleşen ilâhtır.
O hâlde birden fazla ilâhın bulunması aklen imkansızdır, Yaratıcı tektir.[6]
4. İstiğnâ Delili: İhtiyaçsızlık
“İstiğnâ”, “ihtiyaçsızlık” demektir. Bu delil, gerçek ilâhın her an kendisine ihtiyaç duyulan zât olmasının gerekliliğinden yola çıkar.
Eğer iki ilâh bulunsaydı, şu üç ihtimalden söz edilebilirdi:
- “İkisi de mutlak kudret sahibidir.” denilemez çünkü bu durumda ikisi de birbirine ihtiyaç duymamış olur. Birisinin “kendisine ihtiyaç duyulmayan” (müstağnen anh) olması da bir eksikliktir. Bu açıdan ikisinde de eksiklik bulunacağı için ikisi de ilâh olamaz. Ancak aklî deliller en az bir Yaratıcı’nın varlığını gösterdiği için bu şık geçersizdir.
- “İkisi de mutlak kudret sahibi değildir.” denirse o hâlde ikisi de âciz olacağı için ilâh olamaz. Ancak aklî deliller en az bir Yaratıcı’nın varlığını gösterdiği için bu şık da geçersizdir.
- “Sadece birisi mutlak kudret sahibidir.” denirse diğeri ilâh değil demektir.
O hâlde birden fazla ilâhın bulunması aklen imkansızdır, Yaratıcı tektir.[7]
5. İslâm & Peygamberler Üzerinden Tevhid Delili
Bu delil, İslâm Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (sallallâhû aleyhi ve sellem) ve tarih boyunca gelmiş peygamberlerin ilâh tarifinden yola çıkar.
Peygamber olduğunu iddia eden bir zâtın elinde mucize yaratıldığı zaman buradan iki şey anlaşılır:
- “O kişi gerçekten hak bir peygamberdir.” Çünkü peygamber olduğunu iddia eden bir yalancının elinde olağanüstü olayların yaratılması aklen imkansızdır.[8]
- “O kişinin Yaratıcı hakkında verdiği tüm haberler doğrudur.” Çünkü aksi takdirde Yaratıcı’ya yalan isnat edilmiş olurdu ki Allah’ın – zâtı ve sıfatları gereği- yalan söylemesi de aklen imkansızdır.[9]
Peygamberler de “Evrenin Yaratıcı’sı olan Allah birdir, tek ilâhtır, ortağı yoktur.” diye haber verdiğine ve onların haberleri de aklen doğru olduğuna göre buradan tevhide ulaşmak mümkündür.
O hâlde İslâm’ın hak din olduğunu gösteren her delil, aynı zamanda evreni yaratanın da Allah olduğunu ve onun tek ilâh olduğunu gösterir.
6. Adem-i Tehayyüz Delili: Boşlukta Yer Tutmamak
Tehayyüz, “[boşlukta] yer kaplamak”; adem-i tehayyüz de “yer kaplamamak” demektir. Bu delil, ilâh hakkında yer kaplamanın (tehayyüz) olmamasından yola çıkar.
Buna göre iki ilâh varsayıldığı takdirde iki farklı yer kaplamayan (gayr-ı mütehayyiz) varlığın bulunduğu söylenmiş olacaktır. Hâlbuki bu imkânsızdır. Çünkü nasıl ki bir yerde (hayyiz) gerçek anlamda iki farklı yer kaplayan şeyin bulunması mümkün değilse yersizlikte de iki farklı yer kaplamayanın bulunması mümkün değildir.
Bu delil Bahâuddîn el-Kazvînî (ö. 580/1184) tarafından zikredilmiştir[10] ancak hayyiz ve tehayyüz konularındaki çeşitli tanımlamalar sebebiyle herkes tarafından kabul edilen genel bir delil olmamıştır.
7. Nizâm (Düzen) Üzerinden Tevhid Delili
Bu delil, evrende görülen düzen ve amaçlılıktan yola çıkar.
Aklî olup olmadığı tartışılmakla beraber özellikle de diğer delillerle beraber ele alındığında Allah’ın birliğine dair etkili bir sonuç vermektedir.
Bu delilin iki yönü vardır.
- Buna göre eğer iki ilâh olsaydı evrende görülen bu insanüstü düzen ya oluşamazdı ya da oluştuğu farz edilse bile devam edemezdi, mevcut düzen bozulur giderdi. Şu anda ise düzen mevcuttur ve bozulmuş değildir. O hâlde bu evreni yaratan ilâh tektir, ortağı yoktur.[11]
- Aklî olmasa da iknâî olarak zikredilen diğer bir yöne göre ise evrenin her yerinde görülen mahlukat, ortak bir düzen mantığında buluşmakta ve tıpkı aynı imzayı taşıyan çok sayıda kitap gibi aynı müessirin eseri olarak meydana gelmiş görünmektedir. O hâlde bu evreni ve içindekileri yaratan ilâh tektir, ortağı yoktur.
Sonuç
Yaratıcı, aklen zorunlu olarak tek ilâhtır. O’nun ortağı yoktur. Çünkü çeşitli aklî deliller en az bir yaratıcının var olması gerektiğini; şimdi saydığımız taayyün, temânu‘, tevârüd, istiğnâ gibi deliller de en çok bir yaratıcı olabileceğini göstermektedir.
Mehmet YALÇIN
[1] Bu deliller sayılamayacak kadar çoktur. En meşhur bazıları şöyledir: İmkan Delili (Modal Kozmolojik Argüman), Hüdûs Delili (Kelâm Kozmolojik Argümanı), Aslî Varlık Delili, İlâhî Tasarım Delilleri, Nizâm ve Gâye Delilleri (Teleolojik Argümanlar), Ezelî İlkeler (Mantık ve Matematiğin Doğası) İslam ve Peygamberlik Mucizeleri Üzerinden Deliller, Anlam Delili, Nesnel Ahlak Delili vb.
[2] Şemseddîn es-Semerkandî, el-Me‘ârif fî Şerhi’s-Sahâif, thk. Abdurrahmân Süleymân Ebû Suaylik (Amman: Câmi‘atü’l-‘Ulûmi’l-İslâmiyyeti’l-‘Âlemiyye, 2012), s. 254.
[3] Metafizik ilkelerden birisi de “Yeter Neden” ilkesidir. Her mümkün, var olabilmek için yeter neden olarak bir muraccihe (seçici etkene) ihtiyaç duyar. Bundan dolayı “Teraccüh bilâ muraccih bâtıldır.” yani seçici bir etken olmadan eşit ihtimallerden birisi kendiliğinden seçilmesi imkansızdır.
[4] Sadruşşerî‘a, Şerhu Ta‘dîli’l-‘Ulûm, thk. Mahmud Ay – Mustafa Borsbuğa (Ankara: Diyanet Yayınları, 2021), s. 176-179.
[5] Ebü’l-Mu‘în en-Nesefî, Tebsıratü’l-Edille, thk. Muhammed el-Enver Hâmid Îsâ (Kâhire: el-Mektebetü’l-Ezheriyye li’t-Turâs, 2011), 1/227;
Nûreddîn es-Sâbûnî, el-Kifâye fi’l-Hidâye (Beyrut: Dâru İbn Hazm, 2014), s. 61-69; Ebü’l-Berakât en-Nesefî, el-İ‘timâd fi’l-İ‘tikâd “Şerhu’l-‘Umde”, thk. Nâdir b. Muhammed Ebû Ömer (Beyrut: Mektebetü Dâri’l-Fecr, 2020), s. 105-111;
Hüsâmeddîn es-Sığnâkî, et-Tesdîd fî Şerhi’t-Temhîd, thk. Ali Tarık Ziyâd Yılmaz (Beyrut: Dârü’r-Reyâhîn; İstanbul: İSAM Yayınları, 2021) 1/138-144;
Sırrı Giridî Paşa, Nakdü’l-Kelâm fî ‘Akâidi’l-İslâm (İstanbul: Kitap Dünyası, 2021), s. 77-79;
Beyâzîzâde Ahmed Efendi, İşârâtü’l-Merâm min ‘İbârâti’l-İmâm “Şerhu’l-Usûli’l-Münîfe”, thk. Abdullâh Hiçdönmez (İstanbul: Dârü’s-Sirâc, 2022), s. 224-227.
[6] Nûreddîn es-Sâbûnî, el-Kifâye fi’l-Hidâye, s. 61-69; Hüsâmeddîn es-Siğnâkî, et-Tesdîd fî Şerhi’t-Temhîd, s. 138-144.
[7] Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhü’l-Ğayb (Tefsîr-i Kebîr) (Beyrut: Dârü’t-Türâsi’l-‘Arabî, 2008), 32/228.
[8] Fahreddîn er-Râzî, Muhassalu Efkâri’l-Mütekaddimîn ve’l-Müte‘ahhirîn mine’l-‘Ulemâi ve’l-Hukemâi ve’l-Mütekellimîn, nşr. Tâhâ Abdurraûf Sa‘d (Kâhire: Mektebetü’l-Külliyyâti’l-Ezheriyye) s. 174.
[9] Sadruşşerîa es-Sânî, Şerhu Ta’dîli’l Ulûm, s. 226. Yaratıcı’nın kelâmının doğru olmasının aklen zorunlu, yalan olmasının aklen imkânsız olduğunda tüm İslâm âlimleri icmâ etmiştir ve hepsi bu meseleyi farklı delillerle ispat etmiştir.
[10] Bahâu’ddîn Tâhir b. Ahmed en-Neccâr el-Kazvînî, Sirâcü’l ‘Ukūl Fî Minhâci’l Usûl, (İstanbul: Süleymaniye Kütüphanesi), Carullah / 00483, 10a
[11] Fadlullâh et-Türpüşti, Türpüşti Risâlesi (el-Mu‘temed fi’l-Mu‘tekad) (İstanbul: Damra, 2016) s. 28-30;
Ömer Nasuhi Bilmen, Muvazzah İlm-i Kelâm Dersleri (İstanbul: Ravza Yayınları, 2017), s. 142-146.






