Soru-Cevap

Dört Yiyecekten Başkası Haram Değil mi?

En'âm Sûresi, 145. Ayet-i Kerimenin Tahlili

Giriş

Bu bölümde dillerinde çok sık tekrarlamış oldukları bir soruyu ele alacağız: “Dört yiyecekten başka haram yok.”

Unutulmamalıdır ki her hadis inkarcısı aynı zamanda mezhep inkarcısıdır. Kendileri, mezhepler hakkında herhangi bir malumatı olmayan, neden ve nasıl ortaya çıktıklarını bilmeyen, bununla birlikte haklarında ileri geri konuşmaktan da büyük bir keyif alan ilginç bir topluluktur.

Bunu bazen öyle ileri noktalara götürürler ki o mümtaz şahsiyetleri -haşa- Allah adına helal ve haram ihdas eden birer müşrik olarak addetmekten de hiç çekinmezler. Başka bir yazının konusu olduğundan burada mezheplerin ne olduğu ve nasıl ortaya çıktığına girmeyeceğiz.

İddianın Tafsilatı

İddiaları şöyledir:

“En‘âm Sûresi, 145. Ayet-i kerimede Allah, yiyecek kabilinden haram olan şeyleri zikretmiştir ki bunlar da dört tanedir. Bu dört maddenin dışında bazı mezhep imamlarının başka maddeler de eklemesi Kur’an’a zıttır ve asla kabul edilemez. Nitekim ilgili ayet şöyledir:

قُلْ لَٓا اَجِدُ ف۪ي مَٓا اُوحِيَ اِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلٰى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُٓ اِلَّٓا اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً اَوْ دَمًا مَسْفُوحًا

 اَوْ لَحْمَ خِنْز۪يرٍ فَاِنَّهُ رِجْسٌ اَوْ فِسْقًا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

«De ki: “Bana vahyolunanda bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.»  (En‘âm Sûresi, 145)

Bu ayette zikredilen haramlar leş, akıtılmış kan, domuz ve Allah’tan başkası adına kesilmiş hayvan olmak üzere dört tane ile sınırlıdır. Bununla beraber Hanefî mezhebinde yırtıcı hayvanlar, ahtapot, ıstakoz ve midye gibi bazı canlıların da yenilmesi caiz görülmemektedir.[1] Bu ise Allah adına haram icat etmek olur ki bu da şirktir. Nitekim aynı sûrenin 150. Ayetinde Allah şöyle buyurur:

قُلْ هَلُمَّ شُهَدَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ يَشْهَدُونَ اَنَّ اللّٰهَ حَرَّمَ هٰذَاۚ فَاِنْ شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ۟

«De ki: “Haydi, Allah şunu haram kıldı” diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin. Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar.» (En‘âm Sûresi, 150)

Mezhepler de Allah adına haram-helal koydukları(!) için onlar da bu şirkin içine dahil olmaktadır.”

Bu iddiayı alıntılamak dahi bizleri hem ürkütmüş hem de üzmüştür. Zira ümmetin kutup yıldızı mesabesindeki o büyük alimlerine, en ednâ bir Müslüman için bile söylenmeyecek sözleri alıntılamak ürkütmüş, bununla beraber bu soruya cevap vermekle meşgul oluşumuz, ülkemizdeki ilmî seviyenin boyutunu gösterdiği için de üzmüştür.

Hükmü Tespit Etmek, Hüküm İhdas Etmek midir?

Her şeyden önce şunu ifade edelim ki hükmü tespit etmek ile hüküm ihdas etmek birbirinden farklı şeylerdir ve bunların farklı olduğunu anlamak, esasında çok da zor değildir. Birinde yeni bir kanun/teşri mevcut iken diğerinde mevcut kanun/teşri esas alınarak, onun kurallarını tatbik ederek nasslarda yer almayan maddelere de bunu şamil hale getirmektir ki bunun adı da içtihattır.

İşte mezhep imamlarının yapmış oldukları içtihatlar, başlarına buyruk şekilde haram veya helalleri artırmak değil, hükmü açık bir şekilde beyan edilmemiş maddeleri açığa çıkarmaktır. Bu tarz içtihatları sadece Sünnî ulema yapıyor zannedilmemelidir. Hadis inkarcıları da bunu yapmakta lakin yaptıklarının içtihat olduğundan bile haberleri olmadığı için aradaki farkı anlayamamaktadırlar.

Kokainin Hükmü

Mesela hadis inkarcısı arkadaşlara “kokain haram mı helal mi?” diye bir soru sorsak “elbette haram” diyeceklerdir. Fakat Kur’an-ı Kerim’de “kokain kullanmak haramdır” şeklinde bir ayet yoktur. Diyecekleri şey şudur: “Mâide Sûresi 90. Ayette şarabın haram kılındığı kesindir. Haram kılınma sebebi ise şarabın sarhoşluk vermesidir. Bu yüzden sarhoşluk veren her şey haramdır, dolayısıyla kokain de haramdır.”

Görüldüğü üzere bu arkadaşlar kıyas metodunu kullanarak haramlığı sabit olan bir şeyin içindeki illeti tespit edebiliyor ve bu hükmü rahatlıkla başka şeylere de câri kılabiliyor. Kendilerinin yapmış olduğu bu ameliye onları “Kur’an talebesi(!)” yaparken bir mezhep imamını -haşa- müşrik yapabiliyor. Her ikisinin de yaptığı içtihat olduğu halde hadis inkarcısı “içtihat” diye bir kavram bilmediğinden bunu “Kur’an’da doğrudan yazıyor” zannediyor ve kendisini Müslüman olarak vasfediyor. Lakin Sünnî bir alim bunu yapınca onu Allah adına haram ve helalleri çoğaltmakla suçlayacak kadar akl-ı selimden uzaklaşabiliyor.

En‘âm Sûresi, 145. Ayet-i Kerimenin Tahlili

Yukarıda yapmış olduğumuz girişten sonra mevzumuzun aslına başlayalım ve ilgili ayeti tekrar zikredelim:

«De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.»  (En‘âm Sûresi, 145)

Bu ayetin tefsirinde İmam Nesefî (Rahimehullah) şöyle demektedir: “Ayetteki «De ki: Bana vahyolunandan başkasını bulamıyorum» ifadesinin manası “ya bu vakte kadar bulamıyorum” ya da “Kur’an vahyi içinde bulamıyorum” demektir. Zira Sünnet vahyinde başka şeyler de haram kılınmıştır.”[2]

İmam Nesefî (Rahimehullah)‘ın yorumu son derece makuldür. Zira vahyin, Kur’an ile sınırlı olmadığını başka bir yazımızda ele almıştık. Dileyen buraya tıklayarak onu okuyabilir. Dolayısıyla bu ayet-i kerimeden hareketle yiyeceklerle ilgili haramlar “sadece” bunlardır demek doğru olmayacaktır. Zira En‘âm Sûresi, Mekkî bir suredir[3] ve bu sûreden sonra uzun bir müddet vahiy gelmeye devam etmiştir. Sünnet ile gelen vahiylerde de başka yiyeceklerin yenmesinin de caiz olmadığı açık bir şekilde görülmektedir.[4]

Cessâs (Rahimehullah) da ilgili ayetin tefsiri sadedinde sebeb-i nüzulüne de değinerek şöyle demektedir:

“Tâvûs’tan rivayet edildiğine göre cahiliye ehli birtakım şeyleri helal ve yine birtakım şeyleri de haram kılıyorlardı. Bunun üzerine Allah Teala da: «De ki: Bana vahyolunanlar dışında sizin helal saydıklarınızdan haram bulamıyorum ki onlar da leş…» buyurdu. Ayetteki hitabın geri ve ilerisi Tâvûs’un dediğine delalet etmektedir. Zira Allah Teala, geride cahiliyenin haram kıldığı hayvanları zikredip Allah’ın kendilerine helal kılmış olduğu şeyleri haram saydıkları için onları zemmetti, azarladı ve cahilliklerini ortaya çıkardı. Zira onlar, bunları huccetsiz bir şekilde haram kılmışlardı. İşte böyle bir siyaktan sonra «De ki: Bana vahyolunanlar dışında bulamıyorum.» ayetinin manası, “yani sizin haram kıldığınız şeyleri bulamıyorum” demektir. Ayetin takdiri böyle olunca buradan yola çıkarak ayette zikredilmeyen her şeyin mübah olduğunu söylemek doğru olmayacaktır.[5]

Aynî (Rahimehullah) da aynı şekilde bu ayetin, bir önceki ayette[6] yer alan müşriklerin keyfî olarak helal ve haram saydıklarına ret sadedinde geldiğini, yoksa tüm haram yiyeceklerin bundan ibaret olmadığını ifade eder.[7]

Cessâs (Rahimehullah) muhtemel bir itiraza şöyle cevap verir:

“Şayet denilirse: “En‘âm Sûresi, 145. ayette haram olan yiyecekler zikredilmiş ve kuşlar ile diğer yırtıcı hayvanların haramlığından bahsedilmemiştir. Dolayısıyla bunların haram olması için hususî delil gerekmektedir.”

Şöyle cevap veririz: “Bu ayette zikrettiğin şeylerin mübah olduğuna dair herhangi bir delil yoktur. Zira başka hayvanlar, bu ayet indiğinde henüz haram kılınmamış fakat daha sonra haram kılınmış olabilirler. Ayetteki nefy, bunların haram olduğuna dair gelen rivayetlerde zikredilen haramlığı nefyetmemektedir. Ayrıca denilmiştir ki bu ayet, müşriklerden Allah’ın haram kılmadığı bazı şeyleri haram kılanlara cevap olarak nazil olmuştur.”[8]

Elmalılı Hamdi Efendi ve İllet Tespiti

Elmalılı Hamdi Efendi (Rahimehullah) şöyle demektedir:

“İlletin bir asl-ı sâbite ircâ ve istinâdı lâzım geldiğini bu asl-ı sâbitin de başka bir mi‘yâr ile değil ancak vahiy ile sâbit olabileceğini anlatmak için fasl-ı hitâb olmak üzere şöyle buyuruluyor:

Yâ Muhammed! De ki: “Bana vahy edilmiş olanda taâm edecek kimseye haram kılınmış bir taâm bulmuyorum ancak lâkin meyte olması yani, Türkçesi ‘bismil’ olmayarak ölmüş bulunması ki kendi kendiye ölene, münhanikaya, mevkūzeye, mütereddiyeye, natîhaya, canavar yiyene hepsine şâmildir (Sûre-i Mâide’ye bak). Yahut dem-i mesfûh, dökülmüş kan olması ki ciğere, dalağa ve zebihten sonra damarlarda kalmış olan bakiyeye şümûlü yoktur. Yahut domuz eti olması çünkü lahm-ı hınzır ricstir. Yani ale’l-ıtlâk necistir, pistir.

Bu ta‘lîlden anlaşılır ki ne kadar pis şeyler varsa hepsi evleviyetle haramdır. Ve haram oldukları zâhirdir. Nitekim (A‘râf, 157) âyetiyle bu, sûret-i umûmiyede tansîs de edilmiştir. Ve bu suretle illeti meyte ve dem-i mesfûhun hurmetlerine de bi’d-delâle illettir.”

Yani domuzun haram kılınmasının illeti ayette “rics” olarak belirtilmekte dolayısıyla kendisinde rics (pislik) bulunan her şey de haram kılınmış olmaktadır. Nitekim A‘râf Sûresi, 157’de yer alan «Onlara habîs (pis) olan şeyleri haram kılıyor» ifadesi de bunu göstermektedir. Bu tespit gerçekten son derece yerindedir. Elmalılı (Rahimehullah) şöyle devam ediyor:

“Ve kezâlik bütün bu beyânâtta insana zâhiren ve bâtınen muzır (zararlı) olan herhangi bir şeyin dahi haram olduğu ve ale’l-umûm illet-i hurmetin rics, fısk, bağy, teaddî bu dörtten birine, bunların da insana maddî veya mânevî, zâhirî veya bâtınî zarar mefhûmuna, bunun da hükm-i ilâhîye râci bulunduğu ve bunların teferruâtını bundan evvelki âyetlerde gösterildiği üzere tahrîc-i menât veya tenkīh-i menât veya tahkīk-i menât ile bu asıllara ircâ ederek anlamak lâzım geldiği de münfehim olur ki bunlar gerek diğer âyetlerde gerek sünnet-i nebeviyede tavzih ve tafsil edilmiştir. Yırtıcı canavarların ve kuşların ve haşerât-ı habîsenin ve zehirlerin hurmeti de hep bu illetlerle bu asıllara müteferridir. İşte bu suretle burada Resûlullah’a olunan vahiyde haram kılınan matûmâtın bu istisnâlarla tadâd ve tafsil olunan şeylere münhasır bulunduğu tebliğ edilmiştir.”

Elmalılı merhum, ayet-i kerimede yer alan dört maddenin asıllar olduğunu, başka ayetler veya hadis-i şeriflerde bunların detaylandırıldığını ifade etmektedir. Sonrasında da şöyle devam ediyor:

“Demek ki Mekke’de bu âyetin nüzûlüne kadar taâma ait olarak bunlardan başka haram bulunmadığı muhakkaktır. Acaba sonradan oldu mu, olmadı mı? Gerçi bu âyet diğer husûsâtta olduğu gibi taâm hususunda da bilâhare daha diğer tahrîmâtın vahy olunmasına münâfî değildir. Binâenaleyh bu babda Kitab ve sünnette bundan sonra vârid olan tafsîlât bu âyetin hâricinde bir şeyi tahrim etmemiş, yani bundaki hasrı nesheylememiş, belki bunu tavzih ve tefrî eylemiştir.

Bu ayetin hükmünde hiçbir mensuh bulunmadığı muhakkaktır. Ancak böyle olması rics, fısk, bağy, teaddî illetlerinin bazı şeylerde tahakkuku hafî olabileceği cihetle meyte, dem-i mesfuh, lahm-i hınzır ve umûmen mâlum olan necâsâttan başka şeylere derece-i şümûlü itibariyle muhtâc-ı tefsîr ve tahrîc bazı cihetleri de muhtevî olmasına mâni değildir.”[9]

Yani ayet-i kerime nesh olunmamıştır fakat bununla beraber haram olan yiyeceklerin dört ile sınırlı olmasını gerektirecek bir durum da yoktur. Çünkü haram kılınan şeylerin illetleri bellidir ve bu illetleri başka canlılara da şâmil kılmak mümkündür. Nitekim hadis-i şeriflerde bunlar bulunabilir.

A‘râf Sûresi, 157 ve Habâis

Haram olan yiyecekleri anlamak kabilinde üzerinde durulması gereken ayetlerden biri de A‘râf Sûresi, 157’dir:

اَلَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذ۪ي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ

 يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ

«Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resûle, o ümmî peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar…» (A‘râf Sûresi, 157’den)

Görüldüğü üzere ayet-i kerimede Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram kılıcı olduğundan bahsedilmektedir. İşte buradaki “kötü ve pis” (habâis) kavramının içine birtakım hayvanların yenilmesinin yasaklığı da girmektedir.

Kurtubî (Rahimehullah) ilgili ayetin tefsirinde şöyle demektedir: “Bu ayetten sebep, akrepler, kınkanatlılar, fare cinsi ve bu meyanda olan canlıları da haram kılmıştır.”[10]

İbn Nüceym (Rahimehullah) ise şöyle demektedir: Sürüngenler, arı, kaplumbağa ve haşarâtın haram olması ise habîs oldukları içindir. Nitekim ayette «Peygamber, onlara habîsleri haram kılıyor» (A‘râf Sûresi, 157’den) buyrulmuştur. O hayvanların mübah olduğuna dair rivayetler ise haram olmadan önceki zamana hamledilir. Zira ilk başlarda En‘âm Sûresi, 145’te zikredilenlerden başka haram yokken daha sonra bunları da haram kılmıştır.”[11]

Zemahşerî ise buradaki “habâis” için selîm fıtratın habîs gördüğü yiyecekler veya hüküm olarak habîs olan faiz veya rüşvet manasına geldiğini söylemektedir.[12]

Netice

Mezhep imamları teşri değil, içtihat yaparlar. İçtihatlar ise Kur’an-ı Kerim’in yasakladığı bir şey değildir. Hükmü tespit etmek ile hüküm ihdas etmek asla karıştırılmamalıdır.

Yenilmesi yasak olan hayvanların En‘âm Sûresi, 145’te yer alan maddeler ile sınırlı kalmamasının sebeplerini ise şöyle özetleyebiliriz:

  1. En‘âm Sûresi, 145’te geçen vahiy, Kur’an vahyi olup sünnet vahyi değildir. Orada haramlar ziyadeleşebilir. Neticede ikisi de aynı kaynaktan gelmektedir.
  1. Yine ilgili ayette dört madde sayılmakla birlikte aslında orada o hayvanların neden haram olduğunun illetleri de (rics, fısık gibi) verilmiştir. Dolayısıyla bu illetler, başka hayvanlarda da tespit edilip hüküm onlara da cari kılınabilir.
  1. Ayet-i kerimedeki “bulamıyorum” ifadesi, müşriklerin sebepsiz yere haram saydığı hayvanlara ret mahiyetinde gelmiştir. Yani “sizin saydığınız birçok haramın içinde şunlardan başkasını bulamıyorum” denilmek istenmiştir; “haramlar bundan ibarettir” demek istenmemiştir.
  1. Mezhep imamlarının fare, böcek vs. hayvanların da yenilmesinin haram görmelerinin başka bir sebebi ise aslında yine bir ayet-i kerimedir ki o da A‘râf Sûresi, 157’dir. Nitekim bu ayette “onlara habîs olanları haram kılıyor” ifadesi habîs yani pis olan canlıların da yenilmesinin haram olduğunu göstermektedir ki birçok Hanefî fakihi bu ayet-i kerime ile istidlal ederek diğer canlıların haramlığından bahsetmiştir. Yani ortada keyfî hüküm vermek veya onların inkâr ettiği hadis-i şeriflerden istidlal etmek şöyle dursun aslında bu tarz hayvanların yasak olmasının illeti doğrudan Kur’an-ı Kerim’dir.

[1] Yenilmesi caiz olmayan şeyler için bkz. İbn Nüceym, el-Bahru’r-Râik, 8/195.

[2] Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl, 1/544.

[3] Muhammed Senaullah el-Mazharî, et-Tefsîru’l-Mazharî, 3/212.

[4] İlgili rivayetlerin bazısı için bkz. Buhari, Sahîh, no: 5530; Müslim, Sahîh, no:1932, Nesâî, Sünen, no: 4325, İbn Mâce, Sünen, no:3233; Ebû Dâvûd, Sünen, no:3805.

[5] Cessâs, Ahkâmu’l-Kur’ân, 4/185.

[6] «Yine (erkek ve dişi olarak) deveden iki, sığırdan da iki. De ki: “İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Yoksa Allah size bunları haram ettiğinde, orada hazır mı idiniz!?” İnsanları bilgisizce saptırmak için Allah’a karşı yalan uyduran kimseden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.» (En‘âm Sûresi, 144).

[7] Aynî, el-Binâye Şerhu’l-Hidâye, 11/541.

[8] Cessâs, Şerhu Muhtasari’t-Tahâvî, 7/279.

[9] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 2/980-984.

[10] Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân, 7/300.

[11] İbn Nüceym, el-Bahru’r-Râik, 8/195.

[12] Zemahşerî, Keşşâf, 2/165.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu