Soru-Cevap

Resûle İtaat, Allah’a İtaat Manasına mı Gelmektedir? -2-

Resûle İtaatin Tek Başına Zikredilmeme ve Hadis-i Şeriflerin 250 Sene Sonra Yazılma İddiası

Hadis inkarcılarının gayr-ı makul bir şekilde tasnif ettiği Resûl ve Nebî ayrımı ve yanlış anlamanın örneği olarak Ahzab Sûresi, 37. ayet-i kerimeyi getirmelerini ele aldığımız Resûle İtaat, Allah’a İtaat Manasına mı Gelmektedir? -1- yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

“Resûle İtaat Tek Başına Zikredilmez”

Hadis inkarcıları, “Resûle itaatin, Allah’ın indirdiğine itaat” manasına geldiğini söylemektedirler. Bu iddialarına getirmiş oldukları bir diğer gerekçe de Kur’an-ı Kerim’de müstakil olarak hiçbir ayette “Resûle itaat edin” ifadesinin yer almıyor oluşudur. Resûle itaatin beyan buyrulduğu tüm ayetlerde bu ifadenin, Allah’a itaat ile beraber zikredilmiş olması onlara göre çok ama çok güçlü bir delildir.

Açıkçası bunu neden bu kadar önemsediklerini anlamak güçtür. Yani mesele peygambere itaat etmemiz gerekliliğidir. Allah Teala ile beraber zikredilsin veya zikredilmesin; ulu’l-emr ile hatta sahabe-i kiramdan herhangi bir zat ile beraber olsun olmasın bu neyi değiştirecektir? Hangi zaruri(!) durum ile Resûl’den maksadın Allah’ın indirdiği” olduğu söylenecektir? Delil ile vehmin arasını ince bir çizgi ayırır. Bu fikri savunan kimselerin delil olarak zannettikleri şeylerin tamamı vehmin ötesine geçememektedir.

Kur’an-ı Kerim’de itaatin genelde peygamberle birlikte zikredilmesi Cenab-ı Allah’ın peygambere verdiği değeri göstermekte olup peygambere itaatin Kur’an-ı Kerim’e itaat olduğunun delili değildir. Zira Kur’an’da “Resûle müstakil olarak itaat”ten bahseden ayetler de elbette bulunmaktadır. Birkaç misal verelim:

وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَلِاُحِلَّ لَكُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِ

«“Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için gönderildim ve Rabbiniz tarafından size bir mucize de getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”» (Âl-i İmrân Sûresi, 50)

Bu ayet-i kerimede bir Resûl olan Hz. İsa (Aleyhisselam)’dan bahsedilmektedir. Ayetin sonundaki “bana itaat edin” ifadesi ise müstakil olarak bulunmaktadır.

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِ

«Kardeşleri Salih onlara: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir resûlüm; artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin.” dedi.» (Şuarâ Sûresi, 142-144)

Bu ayet-i kerimede de Resûl bir peygamber olan Hz. Salih (Aleyhisselam)’a itaat edilmesi gerektiği müstakil bir şekilde belirtilmiştir.

اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُ وَاَط۪يعُونِۙ

«Allah’a kulluk edin; O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin(Nûh Sûresi, 3)

Yine bu ayet-i kerimede bir Resûl olan Hz. Nuh (Aleyhisselam) için itaat müstakil bir şekilde yer almaktadır.

Sadece Resûl değil, Nebî olduğu halde müstakil olarak itaatin lüzumundan bahseden ayetler de vardır:

وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪ۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُون۪ي وَاَط۪يعُٓوا اَمْر۪ي

«Andolsun, Harun onlara daha önce şöyle demişti: “Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz. Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahmân’dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin.”» (Tâ-Hâ Sûresi, 90)

Bilindiği üzere Harun (Aleyhisselam) Nebî bir peygamberdir. Lakin bununla beraber kavminin, kendisinin verdiği emirlere ve işlere itaat etmek zorunda olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla bir peygambere Nebî-Resûl ayrımı gözetmeksizin itaat edilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.

قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَم۪يعًاۨ الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ

 يُحْي۪ وَيُم۪يتُۖ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ الَّذ۪ي يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِه۪ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

«(Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim (resûlüyüm). O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî nebîye iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”» (A‘râf Sûresi, 158)

Bu ayette ise Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hem Resûl hem de Nebî olmasına vurgu yapılıp iki vasfı da zikredildikten sonra ona uymamız gerektiği ifade edilmiştir.

Tüm bu misallerden ortaya çıkmıştır ki Kur’an-ı Kerim’de Resûle itaat, Allah ile veya başka bir varlık ile değil müstakil olarak da zikredilmiştir. Hatta sadece Resûl değil, Nebîye de müstakil olarak itaat edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

“Resûle İtaat, Hadislere İtaat Olsaydı Hadisler 250 Sene Sonra Ortaya Çıkmazdı”

Konumuzla ilgili tespit edebildiğimiz son itiraz da budur. Yani ayet-i kerimelerdeki Resûle itaat, hadislere itaat manasında olsaymış hadisler 250 sene sonra yazılmazmış.

Bu itirazda da çok ciddi hatalar bulunmaktadır. Şöyle ki hadis-i şeriflerin Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından 250 sene sonra yani İmam Buhârî (Rahimehullah) zamanında yazıldığı iddiası tamamen oryantalistlerin uydurduğu ve ülkemizdeki modernistlerin de sorgulamadan kabul ettikleri batıl bir slogandan ibarettir. Nitekim İmam Buhârî’nin hocası olan Ahmed b. Hanbel’in (v. 241 h.) Müsned’i, onun da hocası olan İmam Mâlik’in (v. 179 h.) Muvatta’sı elimizde bulunmaktadır. Keza Ma‘mer b. Râşid’in (v. 153 h.) el-Câmi‘ isimli eseri günümüzde matbudur.

Hatta sahabe-i kiramdan dahi hadisleri toplayıp kitap haline getirenler olmuştur. Nitekim günümüze ulaşmasa da Abdullah b. Amr b. As (Radıyallahu Anhuma)’nın yazmış olduğu es-Sahîfetü’s-Sâdıka isimli eserin varlığında şüphe duyulmamaktadır. Keza Ebû Hureye (Radıyallahu Anh)’ın talebesi Hemmâm b. Münebbih’e (v. 138 h.) yazdırdığı ve içinde 138 hadis-i şerifin bulunduğu es-Sahîfetü’s-Sahîha isimli eser günümüzde matbudur. Dolayısıyla hadis-i şeriflerin 250 sene sonra yazıldığı iddiası dikkate alınmaktan uzaktır.

Velev ki değil 250, 500 sene sonra yazılmışsa dahi buradan hareketle Resûle itaatin hadislere itaat manasına gelmeyeceği neticesine nasıl ulaşılabilir? Sahabe-i kiram, bu ayeti okuduğu zaman “hadisler henüz yazılmadı, o zaman ayetin manası Kur’an’a itaattir” mı diyecektir yoksa hadislerin bir kitaba yazılıp yazılmadığına bakılmaksızın Peygamberin yaptığını yapmak, söylediğine uymak şeklinde mi anlayacaklardır? Cevabı son derece açıktır.

Hasılı hadisler Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından 250 sene sonra yazılmamış, sahabe zamanından başlamakla birlikte kesintisiz bir şekilde gerek sözlü gerek yazılı olarak korunarak aktarılmıştır. Bununla beraber hadislerin ne zaman yazıldığının, sahabenin o ayeti nasıl anladığı ile herhangi bir alakası da yoktur. Sahabenin tavrını göstermesi bakımından nakledeceğimiz şu rivayet yerinde olacaktır.

İbn Mesud (Radıyallahu Anh)’ın Sözü

Abdullah b. Mesud (Radıyallahu Anh) şöyle demiştir: “Allah, dövme yapan ve yaptırana, yüzündeki kılları aldırana ve dişlerini seyrekleştiren ve güzellik için Allah’ın yarattığını değiştiren kişiye lanet etsin.” Bu söz Benî Esed kabilesinden kendisine Ümmü Yakub denilen bir kadına ulaşınca o İbn Mesud’un yanına geldi ve şöyle dedi: “Bana ulaştı ki sen şu şu kimselere lanet ediyormuşsun!” Bunun üzerine İbn Mesud: “Bana ne oluyor da Resulullah’ın lanet ettiklerine lanet etmeyeyim? Hem bu Allah’ın kitabında da var!” cevabını verdi. Kadın: “Ben iki kapak arasının tamamını okudum fakat senin dediğin gibi bir ayet görmedim.” deyince İbn Mesud (Radıyallahu Anh) şöyle karşılık verdi:

“Şayet sen Kur’an’ın tamamını okusaydın şu ayeti de bulurdun: «Resûl size neyi verirse alın, neyden de nehyederse ondan sakının.» (Haşr Sûresi, 7)[1]

Bu rivayette gördüğümüz üzere henüz sahabe devrinde dahi her ne kadar mezhep boyutunda olmasa da hadisleri inkâr eden fert bazında kimseler çıkmıştır. Rivayetteki kadın Kur’an’da yer almamasını gerekçe göstererek dövme yaptırmanın tahrimini sorgulamaktadır. Fakat sahabenin fakihlerinden olan İbn Mesud (Radıyallahu Anh) Haşr Sûresi 7. Ayet-i kerime üzerinden Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emirlerinin de Kur’an emirlerinden farklı olmaması gerektiğini ortaya koymuştur.

Dolayısıyla Resûle itaatten bahseden ayetlerin, hadislerin yazım tarihi ile herhangi bir alakası yoktur. İbn Mesud (Radıyallahu Anh)’ın tavrı bunu çok net göstermektedir.

Özet

Resûle itaat etmek başka Allah’a itaat etmek başkadır. Bunu pek çok ayette açıkça görmek mümkündür. “Resûle itaat, Allah’ın indirdiğine itaattir” şeklinde bir mana vermek, “Allah’ın indirdiğine ve Allah’ın indirdiğine itaat edin” gibi komik bir manaya gelecektir. Zaten Nisâ Sûresi, 61. ayette ikisinin sarahaten farklı zikredilmesi bunların başka mefhumlar olduğunu göstermektedir.

Bununla beraber “Resûle itaat edilir ama Nebîye itaat edilmez, çünkü Nebî emretmez” iddiasının da temeli doldurulamamaktadır. Zira Kur’an’da “Nebî” hitabı bulunmasına rağmen emir verildiği vâriddir.

Diğer bir şüphe olarak “Resûle itaatin tek başına zikredilmemesi” iddiası da Kur’an’a aykırıdır. Birçok ayet-i kerimede gösterdiğimiz üzere Resûl olsun Nebî olsun müstakil olarak itaat edilmeleri gerektiği beyan buyrulmuştur.

Son iddia olarak da “Resûle itaat, hadislere itaat olsaydı hadisler 250 sene sonra yazılmazdı” iddiası da bilgi yoksunluğundan ve mantık yürütme hatasından kaynaklanan bir iddiadır ve bunun da içi son derece boştur.

Hamd Allah (Azze ve Celle)’ye salât u selam ise kendisine itaat ve ittiba etmek, onu örnek almak, verdiği hükümlere rıza göstermek üzere gönderdiği peygamberi Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) efendimiz üzerine olsun.


[1] Buhârî, Sahîh, 4886.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu