Soru-Cevap

Kur’an-ı Kerim’in “Apaçık” Olması Ne Anlama Gelmektedir? -1-

Levh-i Mahfuz, Apaçık Kitap ve Mübîn Lafzı

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde kitabın “apaçık” olduğuna vurgu yapılmıştır. Bu ifadeler bazen “kitâbün mübîn” bazen “Kur’ânün mübîn” bazen de “ayâtün beyyinât” suretinde gelmektedir. Buradan hareketle hadis inkarcıları Kur’an-ı Kerim’in herhangi bir hadis-i şerife veya ulema sözüne ihtiyaç bırakmayacak derecede açık olduğunu hatta Şer‘î ilimler tahsil etmenin lüzumsuz olduğunu dolayısıyla bir futbolcu ile ömrünü bu ilimler uğruna harcamış birisini Kur’an’ı anlamak noktasında eşit olduğunu savunurlar.

Biz de bu yazı serisinde ilgili iddiayı etraflıca ele alacak ve meselenin sandıkları kadar kolay olmadığını göstereceğiz. İlk olarak “mübîn” lafzının hangi manalarda kullanıldığını ardından muhkem ve müteşabih lafızların neler olduklarını ve kaça ayrıldıklarını misalleri ile gösterecek son olarak da Kur’an-ı Kerim üzerinden bazı misaller vereceğiz.

Levh-i Mahfuz

İddialarına gerekçe olan ayet-i kerîmelerden bazıları aslında Kur’an-ı Kerim ile alakalı olmayıp Levh-i Mahfuz ile alakalıdır. Şöyle ki:

وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ

  1. «Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.» (En‘âm Sûresi, 59)

وَمَا تَكُونُ فِي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُو مِنْهُ مِنْ قُرْآنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا إِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَلَا أَصْغَرَ مِنْ ذَلِكَ وَلَا أَكْبَرَ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ

  1. «(Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.» (Yunus Sûresi, 61)

وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ إِلَّا عَلَى اللَّهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلٌّ فِي كِتَابٍ مُبِينٍ

  1. «Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.» (Hûd Sûresi, 6)

وَمَا مِنْ غَائِبَةٍ فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ

  1. «Gökte ve yerde gâib (gizli) hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın.» (Neml Sûresi, 75)

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَأْتِينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَلَا أَصْغَرُ مِنْ ذَلِكَ وَلَا أَكْبَرُ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ

  1. «İnkâr edenler, “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da)dır.”» (Sebe’ Sûresi, 3)

Görüldüğü üzere bu ayetlerde kitab-ı mübîn olarak kastedilen varlık Kur’an-ı Kerim değil, Levh-i Mahfuz’dur.[1]

Bununla birlikte “apaçık” olan Levh-i Mahfuz’u görüp dokunamıyor hatta hakkında fikir sahibi olamıyor olmak da buradaki “apaçıklık” ifadesinin herkesin “rahatlıkla muttali olabileceği” anlamına gelmediğini göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Apaçık Kitap

İddialarına esas medar olacak ayet-i kerimeler ise şöyledir:

يَاأَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَنْ كَثِيرٍ قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللَّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ

  1. «Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir.» (Mâide Sûresi, 15)

الر تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ

  1. «Elif Lâm Râ. Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.» (Yusuf Sûresi, 1)

طس تِلْكَ آيَاتُ الْقُرْآنِ وَكِتَابٍ مُبِينٍ

  1. «Tâ-Sîn. Bunlar Kur’an’ın, apaçık bir kitabın âyetleridir.» (Neml Sûresi, 1)

Bu ve bir üstündeki ayet-i kerimeler son derece dikkat çekicidir. Zira bu ayetlerin ikinci cümlesi kitabın apaçık olduğuna vurgu yaparken ilk cümlesi manası tamamen kapalı olan hurûf-u mukattaadan oluşmaktadır. Müteşabihler ile ilgili kısım ileride geleceğinden burada tafsilata girilmeyecektir. Ama kitabın apaçık olmasının manasının ne olduğu veya ne olmadığını ifade etmesi açısından son derece mühimdir.

وَلَقَدْ أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَمَا يَكْفُرُ بِهَا إِلَّا الْفَاسِقُونَ

  1. «Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder.» (Bakara Sûresi, 99)

وَكَذَلِكَ أَنْزَلْنَاهُ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَأَنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يُرِيدُ

  1. «Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler hâlinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir.» (Hac Sûresi, 16)

İşte bunlara benzer ayet-i kerimeler sebebiyle muhataplarımız Kur’an’ın son derece açık olduğunu dolayısıyla hadis-i şeriflere herhangi bir ihtiyaç kalmadığını savunmaktadırlar.

Halbuki buradaki “apaçık” olmaklığın, lafızlarının delaleti cihetiyle olduğu zannî bir yaklaşımdır. Yani onlar manayı, “Kur’an’ın her bir ayetindeki, her bir kelimenin apaçık olduğu” şeklinde anlamaktadırlar. Halbuki “Kur’an’ın Allah’tan geldiği apaçıktır, vermek istediği mesaj apaçıktır, mu‘ciz bir kelam-ı ilahî olması apaçıktır” gibi manalara gelmesi de bittabi mümkündür hatta doğrusu budur. Tafsilat ileride gelecektir.

Mübîn Lafzının Kullanımına Örnekler

Kur’an-ı Kerim’de “mübîn (apaçık)” kelimesinin kullanıldığı birçok yer bulunmaktadır ve her mana rahatlıkla görülebilen, çok kolay bir şekilde anlaşılabilen şeklinde değildir. Bazı misaller verelim:

يَاأَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ

«Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.» (Bakara Sûresi, 168)

Mesela bu ayetteki şeytanın bizim için “apaçık bir düşman” olması şeytanın fiziki vasıflarını çok iyi tanımamızdan mı kaynaklanmaktadır yoksa mana, şeytanın bizim için “kesinlikle bir düşman” olduğu şeklinde midir? Cevap okuyucunun malumudur.

وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فِي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ

«(Ey Muhammed!) Eğer sana kâğıda yazılı bir kitap indirseydik, onlar da elleriyle ona dokunsalardı, yine o inkâr edenler, “Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir” diyeceklerdi.» (En‘âm Sûresi, 7)

Buradaki apaçık olan büyü, nelerin okunduğu, nereye gömüldüğü veya nasıl bir illüzyon olduğu vs. şeklinde elbette değildir. Buradaki “apaçık büyü”den maksat aynı şekilde “kesinlikle, şüphesiz bir büyüdür” manasındadır.

أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ

«Onlar düşünmediler mi ki (çok iyi tanıdıkları, kendileriyle iç içe yaşamış olan) arkadaşlarında (Peygamberde) delilikten eser yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.» (A‘râf Sûresi, 184)

Bu ayet-i kerimede de Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizde delilikten eser bulunmadığından bahsedilmiş ve onun apaçık bir uyarıcı olduğu beyan edilmiştir. Buradaki apaçıklık da aynı şekilde “kesinlikle, şeksiz-şüphesiz” manasındadır. Dolayısıyla kitabın da apaçık olmasının delaleti zannîdir, tek bir manaya hamledilmesi hatadır.

Kur’an-ı Kerim’in bizzat beyan ettiği Muhkem-Müteşabih nassların ve kısımlarının ne olduğu üzerinde durduğumuz Kur’an-ı Kerim’in “Apaçık” Olması Ne Anlama Gelmektedir? -2- yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.


[1] Bkz. Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl, 1/510; Kurtubî, el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân, 7/5; Hâzin, Lübâbü’t-Te’vîl, 2/119.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu