Soru-Cevap

Resûle İtaat, Allah’a İtaat Manasına mı Gelmektedir? -1-

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in birçok ayet-i kerimesinde Cenab-ı Allah, Resûlüne (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) itaati, ittibayı ve onu örnek almamızı şart koşmuştur.[1] Hadis inkarcıları ise ilginç bir şekilde Resûle itaatin, Allah’a itaat manasına geldiğini, buradan hareketle hadis-i şeriflerin kabul edilmesine ihtiyaç olmadığını iddia etmektedirler. Bu yazıda da ilgili iddia incelenecektir.

“Resûle İtaat Edin”

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ

 اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟

«Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Resûle itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.» (Nisâ Sûresi, 59)

Görüldüğü üzere ayet-i kerimede Müminlere Allah’a, Peygambere ve içlerindeki yöneticiye itaat etmeleri emrolunmaktadır. Allah – Peygamber -Ulu’l-Emr kelimeleri ise “vâv” atıf harfiyle ayrılmaktadır. Ehlince malumdur ki iki kelime vâv ile ayrıldığı takdirde burada mugâyeret (farklılık) olması iktiza eder.[2] Yani Allah, Peygamber ve Ulu’l-Emr birbirlerinden farklı mefhumlardır.

Zaten düzgün çalışan bir akıl bunu anlamakta zorlanmamaktadır. Lakin hadis inkarcılarının Resûle itaatten maksadın, Allah’ın indirdiğine itaat olduğunu söylemeleri sebebiyle ayetin manası şu şekilde garip bir hal almaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin ve Allah’a itaat edin.” Halbuki kelam-ı ilahi abesle iştigalden münezzehtir.

Bununla beraber ayetin devamında yer alan «Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin.» ifadesi yine bizleri hadis-i şeriflere yönlendirmektedir. Zira anlaşmazlığa, ihtilafa, fikir ayrılığına düştüğümüzde bizden istenen onu önce Allah’a götürmektir ki bundan maksat da Kur’an-ı Kerim’dir. Ardından meseleyi Resûlüne arz etmemiz istenmektedir. Yedinci yüzyılda yaşamadığımız, o server-i enbiyayı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beden-i şerifleriyle müşahede etmediğimizden meseleyi ona arz etmemiz nasıl mümkün olacaktır? Bunu yapmamızın yolu onun sözlerini, davranışlarını ve takrirlerini incelemekten geçecektir ki bu da bizleri zorunlu olarak hadis-i şeriflere yönlendirecektir. Zaten bunu da ayet-i kerimede buyrulduğu üzere “Allah’a ve ahiret gününe inanan” kimse yapacaktır.

Nitekim İmam Taberî (Rahimehullah) ilgili ayetin tefsirinde şöyle demektedir:

Bu ayet, Allah tarafından Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta iken onun emir ve yasaklarına; vefatından sonra ise sünnetine ittiba etmemiz gerektiğini söylemektedir.[3]

Yok hadis inkarcılarının dediği gibi “Resûlüne arz edin” ifadesi için “Allah’ın indirdiğine arz edin” manası verilirse aynı tuhaf mana burada da verilmek zorunda kalınacak, yani “anlaşmazlığa düştüğünüzde işlerinizi Allah’a ve Allah’a arz edin” şeklinde olacaktır.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Müminler arasında çıkan anlaşmazlıklarda hakem olacağı ise başka bir ayet-i kerimede şöyle ifade edilmektedir:

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا

 قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا

«Hayır! Rabbine and olsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.» (Nisâ Sûresi, 65)

Bu ayet-i kerimede de hakem olması istenen Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizdir. “Peygamberden maksat Kur’an’dır” denilirse bu hem lafzın zahirine uymayacak hem de delilsiz bir iddia olacaktır. Delilsiz bir iddia da delilsiz bir şekilde reddedilebilir.

Zaten başka bir ayette, böyle bir tevile ihtimal bırakmayacak surette açıkça şöyle buyrulmaktadır:

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ رَاَيْتَ الْمُنَافِق۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًاۚ

«Münafıklara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Resûle gelin” dendiği zaman, onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.» (Nisâ Sûresi, 61)

Bu ayet-i kerime, batıl tevillere kapıyı tamamen kapatmaktadır. Zira Allah Teala çok açık bir şekilde “Allah’ın indirdiğine ve Resûle” şeklinde ayrı ayrı zikirde bulunmuş, Resûl’den maksadın “Allah’ın indirdiği” olarak anlaşılmasına mahal bırakmamıştır.

Yine başka bir ayet-i kerimede Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَۚ وَمَنْ تَوَلّٰى فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظًاۜ

«Kim peygambere (resûle) itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.» (Nisâ Sûresi, 80)

Bu ayette de müstakil olarak peygambere itaat etmemiz gerektiği emredilmiştir. Şayet hadis inkarcılarının zannettiği gibi olsa mana “kim Allah’a itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur” şeklinde olacaktır.

Mesele bizim açımızdan son derece berraktır. Zira Allah’a itaat ile Kur’an-ı Kerim, peygambere itaat ile de hadis-i şerifleri tatbik etmek kastedilmektedir.

Bununla beraber “Resûle itaat”i “Allah’ın mesajına itaat” şeklinde tevil etmeyi gerektirecek bir zorunluluk olmadığı gibi zaten Cenab-ı Allah, Kur’an’a ittiba edilmesini murad ettiği noktada bunu açık bir şekilde ifade etmiştir:

وَاتَّبِعُٓوا اَحْسَنَ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَۙ

«Size ansızın, farkına varmadan azap gelmeden önce Rabbinizden size indirilen en güzel söze (Kur’an’a) uyun.» (Zümer Sûresi, 55)

Cenab-ı Allah bu ayet-i kerimede son derece açık bir şekilde Kur’an-ı Kerim’e uymamız gerektiğini beyan buyurmuştur. Şayet Resûle itaatin manası da “Allah’ın indirdiğine itaat” demek olsaydı bunu diğer ayetlerde de bittabi yapardı. Dolayısıyla Resûl, doğrudan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şahsını ifade etmektedir.

Gayr-i Makul Bir Resûl-Nebî Ayrımı

Hadis inkarcıları iddialarını güçlendirmek için tarihte görülmemiş bir Resûl ve Nebî ayrımı yapmaktadır. Onlara göre Resûl, Nebî’nin kemâle ermiş bir seviyesidir. Asıl problem ise şurasıdır: “Resûl’ün görevi, Allah’tan geleni tebliğ etmektir. Bu yüzden Resûl’e itaat, Kur’an’da şart koşulmuşken, Nebî’ye itaat, şart koşulmamıştır. Çünkü Nebî’nin içtihatları şahsîdir ve itaat etme zorunluluğu yoktur.”

Resûl ve Nebî arasında bir fark olduğu kelam kitaplarımızda da yer almaktadır. Kendisine kitap verilen verilmeyen; şeriat verilen verilmeyen; tebliğ şartı olan olmayan gibi görüşler en meşhurlarıdır.[4] Fakat ulemadan bir kişi bile “Nebî olan peygambere itaat şart değildir” gibi cümle sarf etmediği gibi bunu aklından dahi geçirmez. Zira Allah’tan vahiy aldığına inandığı bir kişiye itaatin şart olmadığını savunmak ancak modern zamanda görülecek bir garabettir.

Yanlış Anlamanın Misali: Ahzâb Sûresi, 37

Hadis inkarcıları, bu tuhaf iddialarını gerekçelendirmek için Kur’an’da Nebî’ye itaatin emredilmediği ve bir peygamberin Nebî olarak vasıflandığında herhangi bir emirde bulunmadığını, bulunsa da itaat etme zorunluluğunun olmadığını söylemektedirler ve delil olarak Ahzâb Sûresi, 37. Ayet-i kerimeyi getirirler:

وَاِذْ تَقُولُ لِلَّذ۪ٓي اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَاَنْعَمْتَ عَلَيْهِ اَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللّٰهَ

«Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun.» (Ahzâb Sûresi, 37’den)

Bu ayette Resulullah Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Zeyd b. Hârise’ye, Hz. Zeynep’i (Radıyallahu Anhuma) boşamamasını söylemekte ama Zeyd nihai olarak yine de onu boşamaktadır. İşte Zeyd’in bu emri tutmamasını Nebî vasfıyla yapılan emirlere itaatin olmadığına gerekçe gösterirler.

Evvela şunu ifade etmek gerekir ki ayet-i kerimede “Resûl” veya “Nebî” diye bir ayrımda bulunulmamıştır. Yani bu ayette Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hangi vasıfla bu emirde bulunduğu belli değildir. Zaten bizim nazarımızda uymak kabilinden Resûl ve Nebî arasında bir farkın bulunmadığını da yukarıda belirtmiştik. Velev ki dedikleri gibi bir fark bulunsa ve Nebîye itaat şart olmasa bile ayetin manası yine dedikleri gibi olmayacaktır.

İmam Mâturîdî (Rahimehullah) şöyle demektedir: “Eşini geçerli bir sebep olmaksızın boşama. Çünkü sebepsiz yere boşamak caiz değildir.”[5] Fakat Zeyd’in birtakım şikayetleri olduğu için emrin illeti düşecektir.

İmam Nesefî (Rahimehullah) ise şöyle demektedir: “Buradaki “eşini nikahında tut” ifadesi emr-i tenzîhîdir.”[6] Yani mutlak manada bir emir olmayıp tavsiye kabilindendir.

Aslında Kur’an-ı Kerim’de “emir sigası” ile geldiği halde “ibaha” manasına gelen ayetler bulunmaktadır. Bir misal verelim:

فَاِذَا قُضِيَتِ الصَّلٰوةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْاَرْضِ

«Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın.» (Cuma Sûresi, 10’dan)

Bu ayette Cuma namazı kılındıktan sonrası için yer alan “dağılın” ifadesi emir olmayıp, “dağılabilirsiniz” manasındadır.[7]

Nebî ve Emir

Peki Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in “Nebî” vasfı ile vasıflandığında emir verdiği vârid değil midir, inceleyelim:

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَٓاءِ الْمُؤْمِن۪ينَ يُدْن۪ينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَاب۪يبِهِنَّۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ

 يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا

«Ey Nebî! Hanımlarına, kızlarına ve Müminlerin kadınlarına söyle, cilbablarını (bedenlerini örtecek elbiselerini) giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.» (Ahzâb Sûresi, 59)

Görüldüğü üzere ayet-i kerimede Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e “Nebî” şeklinde hitap edilmekte ve hanımlarına, kızlarına ve diğer Mümin kadınlara cilbablarını giymeleri gerektiğini söylemesi emredilmektedir.

Bize göre Resûl olsun Nebî olsun bir peygamber çok tabii bir şekilde emirde bulunabilir ve Müminler de o emre uymalıdır. Lakin Nebî olan peygamberin emirde bulunamayacağını iddia eden hadis inkarcılarının bu ayet-i kerimeye cevap vermesi gerekmektedir.

Bir sonraki bölümü okumak için buraya tıklayabilirsiniz.


[1] İlgili ayetler için bkz. Nisâ Sûresi, 59; Nisâ Sûresi, 80; Âl-i İmrân Sûresi, 31; Âl-i İmrân Sûresi, 32; Mâide Sûresi, 92; Enfâl Sûresi, 1; Enfâl Sûresi, 20; Enfâl Sûresi, 46; Ahzâb Sûresi, 21; Muhammed Sûresi, 33; Haşr Sûresi, 7; Nûr Sûresi, 54.

[2] Fahreddin Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, 12/365.

[3] Taberî, Câmiu’l-Beyân, 8/496.

[4] Meydânî, Şerhu’l-Akîdeti’t-Tahâviyye, s. 65.

[5] Ebû Mansûr el-Mâturîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân, 8/390.

[6] Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl, 3/32.

[7] Beyzâvî, Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl, 5/212.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu