Soru-Cevap

Kur’an-ı Kerim’in “Apaçık” Olması Ne Anlama Gelmektedir? -2-

Muhkem ile Müteşabih Lafızlar ve Kısımları

Levh-i Mahfuz, apaçık kitap ve mübîn lafzının kullanımını incelediğimiz “Kur’an-ı Kerim’in “Apaçık” Olması Ne Anlama Gelmektedir? -1-” yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Muhkem-Müteşabih

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in her ayetinin herkesin anlayacağı şekilde açık olduğunu iddia etmek başta Kur’an’ın kendisine iftiradır. Zira Âl-i İmrân Sûresi’nde Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:

هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَٓاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَٓاءَ تَأْو۪يلِه۪ۚ وَمَا يَعْلَمُ تَأْو۪يلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُۢ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِه۪ۙ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ

«O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.» (Âl-i İmrân Sûresi, 7)

Görüldüğü üzere Kur’an-ı Kerim’de muhkem ve müteşabih ayetler bulunmaktadır. Muhkem, manasını herkesin anlayacağı, müteşabih ise kulların bu bilgiden mahrum olduğu, manasının yalnızca Allah Teala’nın bildiği ayet-i kerimelerdir.[1]

Zaten Kur’an’ın tamamının son derece açık olduğunu söyleyen birisi henüz ilk sayfayı açıp, ikinci sûrenin ilk kelimelerini okuduğunda “Elif, Lâm, Mîm” hurûf-u mukattası ile karşılaşacak ve iddiası temelden sarsılacaktır.

Ayetlerdeki açıklık-kapalılık esasında iki sınıf değildir. Muhkem ve müteşabih bu iki sınıfın başlıklarıdır. Usûlü fıkıhta ele alınan bu mevzu hakkında biraz daha tafsilat verelim.

Ayet-i kerimeler, açıklık ve kapalılık yönünden sekiz sınıf olup bunların dördü “muhkem”, dördü de “müteşabih” başlığının altına girmektedir. Şöyle ki, açıklık sırasına göre zâhir, nass, müfesser ve özel ismiyle muhkem; kapalılık sırasına göre de hafî, müşkil, mücmel ve özel ismiyle müteşabihtir. Bunları tek tek inceleyip misallerini vermek yerinde olacaktır. Zira bu sayede Kur’an’daki her bir ayetin açıklığının eşit düzlemde olmadığı rahatlıkla görülecektir.

Açıklık Seviyesine Göre Lafızlar

1. Zahir

Eğer bir lafız mutlak bırakılmış, işitildiği zaman manası hemen anlaşılıyor ama bununla beraber tevile de ihtimali varsa buna zahir lafız denilmektedir.

Misali: (أَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ) «Allah, alışverişi helal kılmıştır.» (Bakara Sûresi, 275’ten) ayetidir.

Ayet-i kerime, alışverişin helal olduğunu ifade etmek hususunda mutlak olarak anlaşılabilir ve açıktır. [2]

2. Nass

Eğer bir lafzın sevk edildiği manaya delaleti açık, bununla beraber tevile de ihtimali varsa nass lafız denilmektedir.

Misali: (وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا) «Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.» (Bakara Sûresi, 275’ten) ayetidir.

Ayet-i kerime, alışverişin helal olduğunu ifade etme hususunda zahirdir. Faizin haram olduğunu ifade ederek, alışveriş ile faizin farklı şeyler olduğuna delalet etmesi ve bu ikisinin arasını tefrik etmesi ise ayetin nass yönüdür. Ayetin nass yönü, zahir yönüne nispetle muhataba daha açık ve daha çok şey ifade etmektedir. [3]

3. Müfesser

Eğer bir lafzın tevile ihtimali yoksa fakat nesh edilmesi mümkünse bu müfesser lafızdır.

Misali: (فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ) «Bunun üzerine bütün melekler secde ettiler.» (Hicr Sûresi, 30) ayetidir.

Ayetteki فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ ifadesi, meleklerin secde etmesini ifade etmek hususunda zahir bir lafızdır. Fakat bu haliyle lafzın tahsise ihtimali vardır. Zira melekler secde etmişse de her melek etmemiş olabilir. Ayetin devamında gelen كُلُّهُمْ ifadesi, tahsis kapısını kapatmakta ve lafız bu haliyle nass olmaktadır. Bu ikinci evrede lafzın tahsise ihtimali kalmasa da tevil edilmesi yani “bütün melekler secde etti ama belki en büyük melekler secde etmemiş olabilir” manası hala mümkündür. أَجْمَعُونَ Lafzı ile tevil kapısı da kapanmakta ve ayet müfesser olmaktadır.[4] Dolayısıyla ayet-i kerimenin ifade ettiği mana daha da açık bir hal almaktadır.

4. Muhkem

Eğer bir lafzın tevile ihtimali yoksa ve nesh edilmesi de mümkün değilse buna muhkem lafız denilir.

Misali: (إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ) «Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.» (Ankebut Sûresi, 62’den)

Bu ayetin nesholmaya ihtimali yoktur. Muhkem lafız, kendisinde ihtilaf edilemeyecek derecede manası açık olan lafızdır. Muhkem lafız, nesholunamaması açısından iki kısma ayrılır:

1. Muhkem li aynihi: Aklen nesholunması mümkün olmayanlardır. Allah’ın varlığına, sıfatlarına ve alemin hudûsüne delalet eden ayetler misa olarak verilebilir. Bunlar vahyolunduğu andan itibaren neshe ihtimal etmeyen ayetlerdir.

2. Muhkem li gayrihi: Aklen nesholunması mümkün olup da bu imkânın vahyin kesilmesi ile ortadan kalktığı ayetlerdir. Namaz, oruç, zekât gibi farizalar hakkındaki emirler böyledir. [5]

Kapalılık Seviyesine Göre Lafızlar

1. Hafî

Eğer bir lafzın kapalılığı, lafzın dışından kaynaklanıyorsa buna hafî lafız denilir.

Misali: (وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا أَيْدِيَهُمَا) «Hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin.» (Mâide Sûresi, 38) ayetidir.

Hafîdeki kapalılık tanımda da geçtiği gibi lafzın kendisinden kaynaklanmamaktadır. Görüldüğü gibi ayet-i kerime ifade ettiği mana hususunda çok açıktır. Yani hırsızların eli kesilmelidir. Fakat “nebbâş” (kefen soyucu) ve “darrâr”ın (yan kesici) hırsızın tanımına dahil olup olmadığı şüphelidir. Aslında nebbâş ve darrâr lafızları kendi manalarına delaletleri hususunda da açıktırlar. Buradaki problem ise hırsız kelimesinin, nebbâş ve darrârı kapsayıp kapsamadığıdır.

Nitekim hırsız, “başkasının malını gizli gizli korunmuş bir mekândan alan”[6] diye tanımlanmaktadır. Bu tarife göre nebbâş yani kefen soyucu, çalmış olduğu malı korunmuş bir mekândan çalmadığı için hırsız olmanın veya hırsızlığın bütün vasıflarını üzerinde barındırmamıştır. Dolayısıyla bu harici etkenden dolayı ayet-i kerimenin nebbâşa delaleti kapalı olmaktadır.

Darrâr ise aldığı malı korunmuş bir yerden çalmakla beraber, gizlilik hususunda hırsızlığın diğer çeşitlerindeki kadar hassas davranmaz. Burada da gizlilik hususundaki zafiyetten dolayı darrârın hırsız lafzının içeriğine dahil olup olmadığı şüphe barındırmaktadır. Dolayısıyla ayetin darrâra delaleti de kapalı olmaktadır.[7]

2. Müşkil

Eğer bir lafzın kapalılığı lafızdan kaynaklanıyorsa ve mana düşünmekle elde edilebiliyorsa buna müşkil lafız denilmektedir.

Misali: (نِسَاؤُكُمْ حَرْثٌ لَكُمْ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ) «Kadınlar sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize dilediğiniz biçimde varın.» (Bakara Sûresi, 223) ayetidir.

Ayetteki أَنَّى lafzı hem أين (nerede) hem de كيف (nasıl) manalarını ihtiva etmektedir. Fakat belli bir araştırmadan sonra ayette geçen حَرْثٌ karinesiyle أَنَّى lafzının كيف manasında olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü حَرْثٌ ekinlik anlamındadır, ekinliğin hususiyeti ise bitki vermesidir. Kadında ise ekildiği zaman meyve veren tek yer kadının ön yoludur. Dolayısıyla ayet, kadına ön yoldan nasıl isterseniz yaklaşabilirsiniz anlamındadır.

3. Mücmel

Eğer bir lafzın manasını anlamak için mütekellimin açıklamasına ihtiyaç duyuluyorsa buna mücmel lafız denilmektedir.

Mücmel lafzın kapalılığı üç şekilde olur: İlk kısım lafzın garâbeti, ikincisi mütekellimin muradının kapalılığı, son kısım ise lafzın vaz‘ı ile ilgilidir.

Birincisi yani kapalılığı lügatten kaynaklanan mücmelin misali:

(إِنَّ الْإِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا ۞ إِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًا ۞ وَإِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًا)

«Şüphe yok ki insan dar gönüllü, hırslı yaratıldı. Kendisine bir kötülük dokunduğu zaman feryat eder. Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır.» (Meâric Sûresi, 19-21)

Buradaki هلوع lafzının anlamı, devamında gelen ayetler (yani mütekellimin beyanı) ile anlaşılmaktadır.

İkincisi yani lügat manası açık olan fakat farklı manada kullanıldığı için kapalı olan mücmelin misali الصلاة lafzıdır. Kur’an’da geçen الصلاة lafzı keyfiyeti itibariyle mücmel bir lafızdır. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in {صَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِي أُصَلِّيَ} “Ben nasıl namaz kılıyorsam siz de öyle kılın” hadis-i şerifi[8] ile müfesser olmuştur.

Salât kelimesi müşterek bir lafızdır. Müşterek lafız ise lügatte birden fazla anlamı olan kelimelere kullanılır. Buradaki problem, lügatte birden fazla manaya konulmuş olan bu lafzı, mütekellimin hangi manayı kastederek kullandığını bilemiyor oluşumuzdur.

Mücmel lafzın açıklaması şayet mütekellim tarafından yapılmış ve başka manalara ihtimal bırakmayacak derecede yeterli olmuşsa bu durumda mücmel, müfesser olur. Eğer bu açıklama muhatap tarafından yapılırsa, bu durumda mücmel, müevvel olur. Müevvel ise kesinlik ifade etmez.

Müevvele misal olarak faiz hakkındaki ayet-i kerimeleri[9] verebiliriz. Zira bu ayetlerde faiz mücmel bırakılmış ve faizin ne olduğuna dair bize açıklık vermeyen ifadeler kullanılmıştır. Bu mücmel ayetler, Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)‘in faizin geçerli olduğu altı çeşit mal hakkında söylediği hadis-i şerif[10] ile belli bir açıklık seviyesine ulaşmıştır. Fakat bu açıklama, faiz hakkındaki kapalılığı tam anlamıyla kaldıramadığı için müevvel olmaktadır. Çünkü bu altı çeşit mal dışında nelerde faizin geçerli olduğu kapalı kalmaktadır ve mütekellim/şâri‘ tarafından da bu kapalılığı giderecek seviyede bir ifade bulunmamaktadır.

İşte bize ulaşan bu hadis, faizin neleri kapsadığını bize tam olarak açıklamadığı ve teemmüle ihtiyaç bıraktığı için müevvel bir açıklamadır. Mücmel kelam, müevvel seviyesindeki bir açıklama ile açıklandığı zaman müşkil seviyesine yükselir.[11]

4. Müteşabih

Eğer bir lafzın kapalılığı, lafzın kendisinden kaynaklanıyorsa ve bu lafzın manasını/muradını idrak etmeye hiçbir yol yoksa buna müteşabih lafız denilmektedir.[12]

Müteşabih lafızda mütekellimin muradını idrak etmek mümkün değildir. Bu kapalılığın sebebi hem lafzın mahiyetinin kapalılığı hem de mütekellimin bu hususta hiçbir açıklamasının bulunmamasıdır. Müteşabihlik, lafız veya manada gerçekleşir.

Lafzı Müteşabih Olan Ayetler: Hurûf-u Mukattaât

Misali: (الم﴾, ﴿يس) ve (كهيعص) gibidir. [13] Bu ayetlerin/harflerin bazı sûrelerin başında bulunması ve bunlara hurûf-u mukattaât (kesilmiş harfler) denilmesi, her harfin bir sonraki harfle arası kesilerek kendi ismiyle okunmasından kaynaklanmaktadır. Kullar bu harfler ile Allah’ın ne murad ettiğini anlamaktan acizdir. Çünkü harfler bu şekildeyken bizim için hiçbir manaya delalet etmemektedirler. Bunların kapalılığı ise manalarından değil lafızlarından kaynaklanmaktadır.

Manası Müteşabih Olan Ayetler: Haberî Sıfatlar

Misali: (الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى) «Rahman arşa istiva etti.» (Tâhâ Sûresi, 5)

(وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ) «Doğu da Batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz işte Allah’ın vechi oradadır» (Bakara Sûresi, 115) gibi ayetlerdir.

Bu ayetlerin kapalılığı lafızlarından değil, bu lafızların manalarının nispetinden doğmaktadır. Mesela ilk ayette استوى lafzı, ikinci ayette ise وجه lafzı Allah’a nispet edilmektedir. Fakat Allah’a oturmak ve yüz gibi cismaniyeti gerektirecek sıfatlar nispet etmek aklen ve naklen muhal olduğu için bu ayetlerin anlamları lafız itibariyle bilinse ve açık olsa da nispet itibariyle kapalı ve müteşabih olmaktadır.[14]

Görüldüğü üzere açıklık ve kapalılık seviyesine göre Kur’an-ı Kerim’de sekiz sınıf ayet-i kerime bulunmaktadır. Hal böyleyken her ayetin, herkesin anlayacağı şekilde açık olduğunu söylemek her şeyden önce Kur’an’a göre doğru değildir.

Bir sonraki bölümü okumak için buraya tıklayabilirsiniz.


[1] Zürkânî, Menâhilü’l-İrfân, 2/156.

[2] Abdülaziz el-Buhârî, Keşfü’l-Esrâr, 1/72-73

[3] Abdülaziz el-Buhârî, Keşfü’l-Esrâr, 1/74-75

[4] Abdülaziz el-Buhârî, Keşfü’l-Esrâr, 1/77-79.

[5] Abdülaziz el-Buhârî, Keşfü’l-Esrâr, 1/80-81.

[6] Seyyid Şerif Cürcânî, Kitâbü’t-Ta‘rîfât, s. 190.

[7] Abdülaziz el-Buhârî, Keşfü’l-Esrâr, 1/82.

[8]  Buhârî, Sahîh, 631

[9]  Bakara Suresi, 275,276,278; Âl-i İmrân Suresi, 130; Nisâ Suresi, 161; Rum Suresi, 39

[10] “Altının altın ile, gümüşün gümüş ile, hurmanın hurma ile, buğdayın buğday ile, tuzun tuz ile arpanın da arpa ile takası eşit miktarda olmalıdır. Her kim bu takaslarda malın bir tarafını artırırsa veya arttığını gördüğü halde müdahale etmezse bu faizdir.” Tirmizî, Sünen, no: 1240.

[11] Abdülaziz el-Buhârî, Keşfü’l-Esrâr, 1/86-87.

[12] Seyyid Şerif Cürcânî, Kitâbü’t-Ta’rîfât, s. 280.

[13] Bakara Sûresi, 1; Yasin Sûresi, 1; Meryem Sûresi, 1

[14]  Abdülaziz el-Buhârî, Keşfü’l-Esrâr, 1/88-95.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu