
Kur’an-ı Kerim Dışında Vahiy Var mıdır? -1- yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.
Bir önceki yazımızda vahyin tarifini, vahyin verildiği varlıkları, nebî olan peygamberlerin nebî oldukları bilgisinin yalnızca vahy-i gayr-i metlüv yoluyla olabileceğini ifade etmiştik. Bu bölümde ise hem resul hem de nebî olan Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin vahy-i gayr-i metlüvv aldığına dair Kur’an-ı Kerim ayetleri üzerinden doğrudan delilleri ele alacağız.
Doğrudan Deliller
1. Sırrın Bildirilmesi
وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ
«Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi”» (Tahrîm Sûresi, 3)
Zikrettiğimiz bu ayette mevzuumuzla alakalı olan husus, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hanımına gizlice söylediği şeyi, hanımının başkasına bildirmesi üzerine Cenab-ı Hakk tarafından Efendimize (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir çeşit vahiy ile bunun haber verilmesidir.
Cenab-ı Allah’ın, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e hanımının söylediği sözü haber vermesi ve bu sözün ne olduğunun Kur’an-ı Kerim’de yer almaması, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimize Kur’an dışı bir vahyin geldiğini şüphe götürmez bir şekilde ispat etmektedir.
2. Hurma Ağaçları
مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِقِينَ
«(Savaş gereği,) hurma ağaçlarından her neyi kestiniz yahut (kesmeyip) kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa hep Allah’ın izniyledir. Bu da fasıkları rezil etmesi içindir.» (Haşr Sûresi, 5)
Ayet-i kerîmede çok açık bir şekilde savaşta kesilen veya kesilmeyen ağaçların Allah’ın izni ile olduğu bizlere haber verilmektedir. Halbuki “şu ağacı kesin” veya “şu ağacı kesmeyin” diye Kur’an-ı Kerim’de bir ayet bulunmamaktadır. Demek ki Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e verilen bu izin, Kur’an-ı Kerim dışında bir vahiyle verilmektedir.
3. Kıble Ayeti
قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ وَإِنَّ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
«(Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.» (Bakara Sûresi, 144)
Malumdur ki Mescid-i Haram’dan evvelki kıblemiz Beyt-i Makdis idi ve Müslümanlar o cenaha yönelerek namazlarını kılarlardı. Lakin Yahudilerin, Müslümanlar aleyhine konuşmasına üzülen Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cenab-ı Hakk’a çok dua etti ve netice olarak bu ayet-i kerime nazil oldu.[1]
Üzerinde durduğumuz mesele itibariyle nazar-ı dikkatlerin celb edilmeleri gereken husus, nasıl ki Müslümanların Mescid-i Haram’a yönelmesi vahiy ile gerçekleşmişse bundan önceki kıblelerinin de –yani Beyt-i Makdis’in- vahiy ile belirlenmiş olması icab edecek olmasıdır. Fakat Mushaf-ı Şerif’te Beyt-i Makdis’e yönelerek namaz kılacağımız yer almamaktadır. Halbuki Müslümanların bunu bir müddet tatbik ettikleri ise bir hakikattir. O zaman şu suali sormamız gerekir: “Müslümanların, Mescid-i Haram’dan evvelki kıbleleri olan Beyt-i Makdis’e doğru yönelerek namaz kılacakları Kur’an’da yer almakta mıdır?”
Bu suale “evet” demenin imkânı yoktur. O zaman ikinci bir sual soralım: “Müslümanların ilk kıblesi olan Beyt-i Makdis’e doğru namaz kılmalarını kim emretmiştir?” Eğer denilirse ki: “Bunu kimse emretmedi, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu kendi tercihine binaen yapmıştı.” O zaman ayette peygamberimizin kıble tercihini beklediği için başını göğe çevirmesinin manası nedir? Madem kendi tercihine göre yapabilirdi neden ilk baştan beri Mescid-i Haram’a doğru yönelmedi? Peki ikinci şık olan, “Bunu Allah emretmişti, o yüzden Beyt-i Makdis’e yönelerek kılıyorlardı” denilirse bu da bizim aradığımız cevap olacaktır.
Zira bize göre de bu, Cenab-ı Hakk’ın bir emridir ki bu emir Kur’an’da yer almamaktadır. Hasılı Beyt-i Makdis’in ilk kıblemiz oluşu Allah’ın emri olmasına rağmen Kur’an’ı Kerim’de yer almamakta, dolayısıyla Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Kur’an dışı vahiy aldığı da kesinleşmiş olmaktadır.
4. İki Taifeden Birinin Vadedilmesi
وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللَّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ
«Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye vadediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.» (Enfâl Sûresi, 7)
Bedir harbinden evvel nâzil olan bu ayette iki taifeden biri Ebû Süfyan’ın idaresinde bulunan bir kervan, diğeri de Ebû Cehil idaresindeki ayaklanan Mekke halkının Bedir’e doğru hareket ettiği taifedir. Ashab-ı Kiram’dan bazıları kervanı takip etmek isterken, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise kendilerine yaklaşmakta olan Ebû Cehil ve komutasındakileri karşılamak istiyordu. Daha sonra başta Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Sa‘d b. Ubâde gibi sahabenin önde gelenlerinin Resulullah’a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mutlak itaatleri ile umumi kanaat Ebû Cehil’i karşılamak yönünde oldu.[2]
Mevzumuzla ilgili olan husus, Cenab-ı Hakk’ın iki taifeden birini “o sizindir” diye vadetmiş olması ve bu vaadin (yani vahyin) Kur’an’da yer almamasıdır.
Eğer tek vahiy Kur’an-ı Kerim ise “Ebû Cehil’in ordusuna karşı gâlip geleceksiniz” diye bir ayet neden Kur’an’da yer almamaktadır? Cevabı son derece basittir: Çünkü Allah Teala bu vaadi Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gayr-i metluv vahiy ile bildirmiştir.
5. Bin Melekle Yardım Edilmesi
إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُرْدِفِينَ
«Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti.» (Enfâl Sûresi, 9)
Bedir harbi esnasında Mü’minler, Cenab-ı Hakk’a son derece iltica ediyor, yardım talebinde bulunuyordu. Cenab-ı Allah da onların duasına icabet etmişti.
Bu ayette Allah Teala, savaş esnasında “Mü’minlere bin melek ile yardım ediyorum” cevabını verdiğini ifade etmektedir. Halbuki biz biliyoruz ki bahsetmiş olduğu şekilde cevaptan bahseden bir ayet Kur’an-ı Kerim’de yer almamaktadır. Dolayısıyla Efendimize (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Kur’an dışı bir vahiy ile vahyolunmuştur.
Netice
Görüldüğü üzere Cenab-ı Allah peygamber olsun olmasın insana, bal arısı gibi başka canlılara hatta cansız varlıklara dahi vahyedebilmektedir. Peygamber dışındaki varlıkların almış olduğu bu “vahiy” ise teknik manada anladığımız vahiy olmayıp ilham, emir, bildiri gibi manalara gelmektedir.
Peygamberlerin almış olduğu vahiy ise kutsal kitaplarla sınırlı değildir. Zira kendisine kitap verilmemiş peygamberler (nebîler) bunun en bariz göstergesidir.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz de hem resul hem de nebî olması hasebiyle gerek vahy-i metluv (Kur’an-ı Kerim) gerek vahy-i gayr-i metluv (kitap dışı vahiy) almıştır ki yazımızda bunların misalleri verilmiştir.
Hamd, Allah’a mahsustur.
[1] İbn Cerîr et-Taberi, Câmiu‘l-Beyân fi Te’vîli’l-Kur’ân, 3/173
[2] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 4/203




