Soru-Cevap

Kur’an-ı Kerim’in “Apaçık” Olması Ne Anlama Gelmektedir? -3- (Son)

Bazı Misaller ve Hadis İnkarcılarının İhtilafları

Muhkem ve müteşabih lafızların kısımlarını incelediğimiz “Kur’an-ı Kerim’in “Apaçık” Olması Ne Anlama Gelmektedir? -2-” yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Bu bölümde ise yine bazı ayetlerden örneklerle anlaşılmak noktasında her ayetin apaçık olmadığını göstermeye çalışacağız.

Birkaç Misal

Aslında şu ana kadar getirdiğimiz izahattan sonra başka bir misal getirmeye gerek kalmamışsa da biz yine de her ayetin anlaşılmak bakımından apaçık olmadığına dair birkaç misal daha zikredelim.

1. Üç Kar’ Miktarı

وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ ثَلٰثَةَ قُرُٓوءٍۜ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ اَنْ يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ف۪ٓي اَرْحَامِهِنَّ اِنْ كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَبُعُولَتُهُنَّ اَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ اِنْ اَرَادُٓوا اِصْلَاحًاۜ وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذ۪ي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِۖ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ۟

«Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hâli (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helâl olmaz. Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almaya daha çok hak sahibidirler. Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.» (Bakara Sûresi, 228)

Bu ayetteki kurû’ kelimesi cemi olup müfredi kar’ dır. Bu kelime ise müşterek lafızlardan olup hem “hayız” hem de “temizlik” manasına gelmektedir ve iki manaya da ihtimali eşit derecededir.[1] Dolayısıyla Allah Teala bu hususta ümmetin ihtilaf edeceğini bilmekte ve ilgili kelimeyi de ona göre tercih etmektedir. Zira doğrudan “hayız” veya “temizlik” buyurmasının önünde bir mâni yoktur. Bu sebeple ayetin sübûtu kat‘î, delaleti ise zannîdir.

Her ayetin her kelimesinin apaçık olduğunu savunan hadis inkarcıları bu ayetteki tercihini neye göre yaptığını izah etmelidir. Elbette bu izahı da meal üzerinden değil, Arapça öğrenip Arapçaya uygun bir şekilde yapmalıdır.

2. “Yöneldiği Zaman”

وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَۙ

«Andolsun, yöneldiği zaman geceye.» (Tekvîr Sûresi, 17)

Buradaki ‘as‘as ifadesi gecenin hem başlangıcına hem de bitişine kullanılabilen bir kelimedir.[2] Aynı şekilde muhataplarımız tercihlerinin sebebini beyan etmelidir. Kesin hüküm veremediğimiz bu kelime hakkında ne kadar “apaçık” diyebiliriz?

3. Kelâle

يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلَالَةِ إِنِ امْرُؤٌ هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ وَهُوَ يَرِثُهَا إِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌ فَإِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ وَإِنْ كَانُوا إِخْوَةً رِجَالًا وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ أَنْ تَضِلُّوا وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

«Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, size “kelâle”nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.» (Nisa Sûresi, 176)

Bu ayet-i kerimede yer alan “kelâle” kelimesi için Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) gibi hem Arap hem de senelerce Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanında bulunmuş yüce bir sahabî bile anlamakta zorlanmış ve manasını defalarca Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sormuştur.[3]

Aklî İtirazlar

Bu başlık altında da hadis inkarcılarına aklî birtakım itirazlar yapmak yerinde olacaktır.

1. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Talîm Vazifesi

Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bir vazifesi de “talim-öğretmek” idi. Nitkeim Allah Teala bu hususta şöyle buyurmaktadır:

لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ اِذْ بَعَثَ ف۪يهِمْ رَسُولًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِه۪ وَيُزَكّ۪يهِمْ  وَيُعلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۚ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ

«Andolsun, Allah, Mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.» (Âl-i İmrân Sûresi, 164)

Ayet-i kerimede yetlû (okuyan) ile yu’allimu (öğreten) kelimelerinin manası kuşkusuz birbirinden farklıdır. Şayet Kur’an-ı Kerim’de öğretilmeye ihtiyaç bırakacak ayet-i kerimeler bulunmasaydı, herkesin kendi okuyup anladığı ile amel edebilme salahiyeti olsaydı Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için “öğretici” vasfı zikredilmesinin ne manası olacaktı? Bununla beraber her kelimesi apaçık olan bir kitapta kim kime neyi öğretecektir?

2. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Tebyîn Vazifesi

Yüce Allah bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:

بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

«Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. (Ey Peygamberim!) Sana da Kur’ân’ı indirdik ki insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.» (Nahl Sûresi, 44)

Ayet-i kerimede yer alan “li tübeyyine” ifadesi “açıklaman için” manasına gelmektedir. Şayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in tek vazifesi hadis inkarcılarının zannettiği gibi “tebliğ”den ibaret olsaydı kendisine açıklama vazifesi verilmemesi gerekirdi.

Her kelimesinin apaçık olduğu iddia edilen bir kitabın, açıklanmasının istenmesinin ne manaya geleceği hadis inkarcılarının vermesi gereken bir sorudur.

Bu hususta bazılarının “beyan etmenin”, “tebliğ etmek” manasına geldiğini iddia ettiklerini görmemiz ise bizleri güldürmektedir. Zira “açıklamak” ile “iletmek” kelimeleri arasındaki fark herkesin malumudur.

3. Hadis İnkarcılarının İhtilafları

Şayet iddia edildiği gibi her bir ayetin anlaşılmak noktada apaçık olduğu varsayılırsa hadis inkarcılarının hiçbir amelî yahut itikadî hususta ihtilaf etmemesi gerekirdi. Neticede 2×2=4 gibi bir berraklıkta ihtilafın olması düşünülemez. Peki vakı böyle midir? Elbette değildir.

Zira hadis inkarcıları İslam’ın en temel ibadeti olan namazda dahi ittifak etmiş değillerdir. Mehmet Okuyan 5, Edip Yüksel 3 vakit olduğunu savunurken, İhsan Eliaçık vaktinin olmadığını söylemektedir. Kimisi kıraatin Arapça olması, kimi Türkçe okunması gerektiğini savunmaktadır. Hatta bunlara ilaveten bazıları, esasında namazı, şart ve rükunları belli olan bir ibadet olarak değil mücerret bir dua etmek şeklinde olduğunu söylemektedir.

Aynı şekilde hayızlı kadının namaz kılması hususunda Mustafa İslamoğlu “kesinlikle kılamaz” derken[4] Mehmet Okuyan “muhakkak kılmalıdır” cevabını vermektedir.

Keza evrim teorisinin Kur’an’dan çıkıp çıkmayacağı hususunda da kafa karışıklıkları devam etmektedir. Öyle ki Mustafa İslamoğlu “evrime inanmayan Kur’an’ın bir kısmını inkâr eder” derken, Mehmet Okuyan “asla inanamaz” demekte, Caner Taslaman ise kişiyi inanıp inanmamak hususunda muhayyer bırakmaktadır. Bu arada geçmişte kaleme aldığımız yedi serilik “Evrim Teorisi ve İslam” makalemizi okumak isteyen buraya tıklayabilir.

Ramazan ayının belli bir aya sabitlemenin imkânı hususunda da Bayraktar Bayraklı bunun eylüle sabitlenebileceğini savunurken, Abdülaziz Bayındır bunu diyen kişileri “cahillikle” vasıflamaktadır.

Seferde namazın kısaltılıp kısaltılmayacağı hususunda da Mehmet Okuyan kısaltılamayacağını, Bayraktar Bayraklı ise zor durumda kısaltılabileceğini söyler.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e salavat getirilmesi hususunda Mustafa İslamoğlu bunun “yağcılık” olduğunu savunup getirilmemesi gerektiğini söylerken Mehmet Okuyan getirilmesi gerektiğini ifade eder.

Hadis inkarcıları genelde romantik bir yaklaşımla “Kur’an size yetmiyor mu? Allah’ın kitabı apaçık değil mi?” gibi cümleler kurarak detaylara girmezler. İslam’ın en temel meseleleri olan ve dört mezhebin ittifak ettiği hususlarda dahi bu kadar görüş ayrılığı yaşayan kimselerin, detaylar hakkında biraz daha konuşsalar, abdest, namaz, oruç, hac, zekât, alışveriş, kira, selem, vakıf vs. gibi fıkhî mevzularda görülmemiş ihtilaflar yaşayacaklarından kesinlikle kuşku duymuyoruz.

4. Mezhep İhtilafları

Mezheplerin yani farklı İslamî anlayışların varlığının tek sebebi sünnet değildir. Sanılanın aksine birçok temel ihtilafın kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir. Mesela Ehl-i Sünnet ile Mutezile arasındaki Ru’yetullah ihtilafının çıkış noktası ayetlerdir.[5] Keza büyük günah işleyenlerin imanının durumu hakkındaki tartışma Kur’an’daki bazı ayetlere dayanmaktadır.[6] Kulların iradesi[7], ehl-i fetretin hükmü[8], kadından peygamber gelip gelmemesi[9], abdestte tertibin şart olup olmaması[10] vs. tamamen ayet-i kerimeler ile alakalı durumlardır.

Her kelimesinin ihtilafa mahal bırakmayacak derecede apaçık olduğu söylenen kitapta farklı görüşlerin ortaya çıkmasını beklemek elbette makul olmayacaktır. Sözgelimi Allah’ın tek olduğu, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in son peygamber oluşu, ahiretin varlığı gibi temel konularda hiçbir mezhebin ihtilaf halinde olmaması bazı ayetlerin ihtilafa mahal vermeyecek derecede açık olduğunu göstermektedir. Lakin bunu tüm ayetlere şâmil kılmak hatalı bir okumanın neticesi olacaktır.

5. Cihada Gitmemesi Gereken İlmiyye Sınıfı

Cenab-ı Allah bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:

وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَٓافَّةًۜ فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَٓائِفَةٌ

لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدّ۪ينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُٓوا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ۟

«Bununla beraber Mü’minlerin hepsinin toptan savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grup dinde yeterli bilgi sahibi olmaya çalışmak ve seferden dönen topluluklarını uyarmak üzere geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.» (Tevbe Sûresi, 122)

Görüldüğü üzere ayet-i kerimede Allah Teala tüm Mü’minlerin sefere çıkmamasını, ilim ehli kimselerin geride kalmasını, bu sayede de seferden dönen toplulukları uyarması emrolunmuştur. Buradaki soru çok açıktır: Şayet Kur’an-ı Kerim’in her bir ayeti yeterince açık olsa böyle bir sınıfın cihaddan geri kalmasının ne manası olacaktır? Hatta değil cihaddan geri kalmak, böyle bir sınıfın varlığından bahsetmek dahi abesle iştigal olacaktır. Neticede herkeste Mushaf bulunabilir ve akaid ile ahkama dair her mesele rahatlıkla(!) çözülebilir.

6. Salatın İkamesi

Delillere makul cevaplar verilmediği takdirde onların delil olma salahiyetleri düşmez ve etkisi azalmaz. Namaz örneğinin son derece popüler olması delilin zayıfladığı anlamına gelmeyeceğinden bu başlıkta biz de namazı ele alacağız.

Allah Teala Kur’an’da birçok yerde salatı ikame etmemizi emretmektedir.[11] Otuzdan fazla yerde emrolunduğumuz bu salatın ne olduğunu sadece Kur’an’a bakarak anlama imkânımız var mıdır?

Sünnete rücû etmeden tercümesinin “namaz” diye yapılmasının imkânı dahi bulunmayan bu kelime esasında son derece kapalıdır. Zira Kur’an’da doğrudan ne vakitleri ne rekât sayıları ne kıraatinde ne rükûunda ne de secdesinde okunacaklar, nasıl başlayıp nasıl bitirileceği, vakitlerinin neye göre belirleneceği, bozacak söz ve davranışlar…

Bunların hiçbiri Kur’an’da yer almamaktadır. Otuzdan fazla kez emrolunduğumuz hatta cehennemliklere neden cehenneme girdiği sorulduğunda “biz salat edicilerden değildik” cevabı verdikleri[12] bu ibadet hakkında detayların verilmemesi düşündürücü değil midir? Mesele Ehl-i Sünnet açısından son derece berraktır ama Kur’an dışı kaynak kabul etmeyen ve her ayetin çok açık olduğunu söyleyen hadis inkarcıları tüm bu sorulara makul cevaplar üretmek zorundadır.

Netice

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, Allah’tan gelmesi, mu‘ciz bir kelam olması, mesajının son derece pak olması açısından evet apaçıktır. Lakin bununla beraber içindeki bazı ayetlerin manasının yalnızca Allah Teala tarafından bilinebileceği de yine Kur’an’ın kendi ifadesidir.[13] Dolayısıyla bazı ayetlerden hareketle mukaddes kitabımızın her kelimesinin açık olduğu, sünnete ve ulemanın beyanlarına ihtiyaç bırakmaması iddiası son derece temelsiz ve içi doldurulamayacak basit bir işkalden öteye geçemeyecektir.


[1] Fîrûzâbâdî, Basâiru Zevi’t-Temyîz fî Letâifi Kitâbi’l-Azîz, 4/262.

[2] Râgıp el-İsfehanî, el-Müfredât, s. 566.

[3] Müslim, Sahih, 1617; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 179.

[4] https://www.youtube.com/watch?v=iU9d7J4V0xQ

[5] Bkz. A‘râf Sûresi, 143 ile Kıyâme Sûresi, 23.

[6] Bkz. Nisa Sûresi, 93 ile Hucurât Sûresi, 9.

[7] Bkz. Kehf Sûresi, 29 ile Tekvîr Sûresi, 29.

[8] Bkz. İsrâ Sûresi, 15 ile Mülk Sûresi, 10.

[9] Bkz. Kasas Sûresi, 7 ile Nahl Sûresi, 43.

[10] Bkz. Mâide Sûresi, 6.

[11] Bkz. Bakara Sûresi, 43, 83, 110; Nisa Sûresi, 77, 103; En‘âm Sûresi, 72; Yunus Sûresi, 87; Hac Sûresi, 78; Nur Sûresi, 56; Rum Sûresi, 31; Mücadele Sûresi, 13. Ayet-i kerimeleri örnek olarak verilebilir.

[12] Bkz. Müddessir Sûresi, 43.

[13] Bkz. Âl-i İmrân Sûresi, 7.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu