Soru-Cevap

Evrim Teorisi ve İslam -5-

Evrimciler İçin Bazı Problemler

Evrim Teorisi ve İslam -4- yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Evrimciler İçin Bazı Problemler

Bu başlıkta evrimciler için ciddi problemlerden bazılarını kısaca zikredeceğiz. Bunlar hayatın kökeni, kambriyen patlaması, proteinlerin rastlantısal olarak oluşma ihtimali, indirgenemez komplekslilik ve gözün evriminin muhalliği hakkındadır.

1. Hayatın Kökeni

Evrimciler için en büyük problemlerden birisi yeryüzünde hayatın nasıl başladığıdır. Zira cansız maddelerin bir araya gelmesiyle canlılık nasıl oluşabilmektedir? Bunun imkânı var mıdır? Bu başlıkta bununla alakalı bazı nakiller yapacağız.

DNA’nın moleküler yapısını keşfeden Nobel ödüllü biyokimyager Francis Crick yaptığı açıklamayla dünyayı şöyle şaşırtmıştı: “Halen mevcut tüm bilgiyle donanmış dürüst bir adamın varması gereken zorunlu sonuç şudur: Şu an için hayatın kökeni, bir mucizeymiş gibi gözükmektedir. Onun devamı içinse çok fazla şartın karşılanması gerekmektedir.”[1]

Ünlü Rus evrimci Alexandr Oparin “Aradığımız şey eğer delil ise onu hiçbir zaman bulamayacağız” diyerek bu mahrumiyeti dile getirmiştir.[2]

Meşhur evrimci Francisco Ayala, kitabının bir yerinde yaşamın kökenini açıklamak için doğa üstü bir varlığın müdahalesini düşünmemizi gerektiren bir şey olmadığını söyler ve bunu sanki basit bir hadiseymiş gibi anlatır.[3] Fakat aynı şahıs kitabının başka bir yerinde bunun nasıl olduğunu bilmediğini şöyle ifade etmektedir: “Bilimciler yeryüzünde yaşayan bütün organizmaların tek bir özgün yaşam biçiminden türediği görüşünde birleşiyor. Buradan, yaşamın nasıl başladığını bildiğimiz sonucu çıkar mı? Pek değil.”[4]

Yeri gelmişken şunu da ifade etmekte fayda var ki bizim için hayatın başlangıcı ile devamlılığı arasında herhangi bir fark yoktur. Zira Cenab-ı Allah ilk canlıyı yaratıp müdahaleyi bırakmış değildir. O, anbean her şeyi yaratmaya devam etmektedir.

2. Kambriyen Patlaması

Kambriyen Patlaması, canlıların yavaş yavaş, aşamalı bir şekilde oluştuğunu iddia eden evrim teorisine son derece zıt bir hadisedir. Şöyle ki günümüzden yaklaşık 530 milyon sene önce olduğu tahmin edilen bu hadisede birbirinden karmaşık yapılara sahip birçok canlı türünün izleri mevcuttur. Bu son derece tuhaftır. Zira canlıların aşamalı oluşumu yerine birçok canlı türü aniden ortaya çıkmaktadır. Yine Kambriyen döneminden farklı olarak diğer dönemler incelendiğinde de ilk kanatlı böceklerden kuşlara, bitki türlerinden memeli ve diğer hayvan gruplarına kadar önceki türlerden bağımsız birçok hayvan türüne ait fosiller bulunur.

Fosil bilimci Duane T. Gish, Kambriyen devrinde çok hücreli canlıların birden ortaya çıktığını belirterek, bunun evrim teorisinin beklentilerine aykırı olduğunu ifade eder.[5]

Evrim bilimci Eugene Koonin bu durumu “biyolojik büyük patlama” olarak ifade eder. Koonin, Kambriyen döneminde birçok canlı grubunun ani olarak belirdiğini, hal böyleyken ana canlı grupları arasındaki ilişkinin çözülmesinin çok zor olduğunu söyler.[6] Bu durum da haliyle karmaşık yapılı canlıların aşamalı oluşumunu değil açık bir şekilde, tek seferde meydana geldiğini göstermektedir.[7] Kambriyen patlaması türlerin ortaya çıkışında yalnız değildir. Bunun gibi 10’dan fazla patlamadan bahsedilir.[8]

3. Tesadüfî İhtimallerin İmkânı

Canlılar hücrelerden, hücreler proteinlerden, proteinler de aminoasitlerin uygun diziliminden teşekkül eder. İnsan vücudundaki toplam hücre sayısı yaklaşık 100 trilyon kadardır. Canlı hücrelerde ise canlıların yapıtaşı olan proteinler bulunur. Proteinler, aminoasitlerin arka arkaya dizilmesiyle meydana gelirler. Onlarca aminoasitten oluşan proteinler olduğu gibi binlerce aminoasidin dizilmesiyle oluşan proteinler de vardır. Peki uygun dizilmiş amino asitlerle protein oluşma ihtimali nedir?

Hayalimizde canlandırabilmek için sadece 100 aminoasit içeren basit bir proteinin 20100 =10130 farklı izomer biçimde düzenlenebileceğini düşünebiliriz. Bu kombinasyonların 100 milyon kere milyarı (1017) işe yarar bir fonksiyona sahip olsa bile gerekli aminoasit dizilerinden birinin sağlanma şansı 10130/1017= 10113’te 1’dir.

Sir Arthur Eddington evrende yaklaşık 1080=(3,145×1079) partikül olduğunu tahmin eder. Eğer evrenimizin 30 milyar yıl (veya 1018 saniye) yaşında olduğunu -ki 14,5 milyar sene kabul edilir- ve her bir partikülün çok abartılmış bir toleransla saniyede 1 trilyon (1012) kere reaksiyona girdiğini düşünürsek, o zaman evrenimizin tüm zamanı ve maddesi dahilinde olabilecek olayların toplamı 1012x1018x1080= 10110 olur. Bu rakamı daha önce hesapladığımız basit bir proteinin izomer sayısı (10113) ile kıyaslarsak en cömert tahminlerle bile evrenimizde küçük bir proteinin üretimini garanti edecek yeterli zaman ve madde yoktur. Kaldı ki bu olayların evrende değil, dünyada gerçekleşmesi gerektiği de unutulmamalıdır ve dünyanın total kütlesi sadece 1027 gramdır. Bununla beraber moleküler evrim de düşünülürse bu olaylar için geçen zaman maksimum 2 milyar sene (yaklaşık 1017 saniye) olarak hesaplanır. Her molekül 1 saniyede 106 kez yeni bir zincir oluşturacak şekilde reaksiyon gösterse, ayrıca dünyanın tüm kütlesi protein moleküllerine tahsis edilse ve her gram dünya kütlesinde 1013 protein molekülü bulunsa sonuçta ancak: 1017x106x1027x1013= 1063 tane protein molekülü var olmuş olabilir.

İki veya daha fazla bağımsız olayın birlikte oluşma olasılığı hesaplanmak istenirse her bir olayın olasılığı beraber çarpılarak bulunabilir. Şimdi glikolitik yolun 10 enzimini düşünelim. Eğer bunların her biri 100 aminoasite veya 10113’te bir olasılığa sahip olsaydı, 10 enzim için aminoasitlerin doğru dizilim olasılığı 101130’da 1 olacaktı. Söz konusu olasılıklar hücresel sistemlerin evrimsel orijinin kabul edilemez olduğunu göstermektedir. Zira matematikte 1050 üzerindeki ihtimaller “0” kabul edilir.[9]

Yukardaki ihtimali tasavvur etmek pek kolay değildir. Ama zihne yaklaşması bakımından şöyle diyebiliriz. Bir adamın 1000 sene ömrü olsa ve her hafta sokakta bulduğu bir bilette kendisine büyük ikramiye çıksa ve bu 1000 sene boyunca devam etse bu durum, proteinin kendi kendine tesadüfen oluşmasından çok daha olasıdır.[10] Bırakın seneler boyu her hafta çıkmasını, kendisine iki kere üst üste çıkmış olan kimse var mıdır? Şayet böyle biri olsa devlet, bu adamın numaraları çalma suçundan dolayı hakkında inceleme başlatır. Peki proteinlerin rastlantısal olarak oluşma ihtimali bu kişiden çok daha imkansızsa akıllı bir insanın yapması gereken “olsun çok küçük de olsa bir ihtimal var” mı demektir yoksa “bu kadar imkânsız bir ihtimal gerçekleşiyorsa muhakkak bunu irade eden birisi olmalıdır” mı demelidir? Tercih okuyucuya aittir.

4. İndirgenemez Komplekslilik ve Göz Örneği

Değinmek istediğimiz diğer bir husus da “indirgenemez komplekslilik”tir. İndirgenemez komplekslilik, bir organın ya da uzvun işlevini yerine getirebilmesi için aşama aşama değil de bir anda tüm parçalarının orada olması gerektiğini savunur ki evrim teorisi için bu ciddi bir problem teşkil etmektedir.

Bunun en bariz örneği ise “göz”dür. Zira görme olayının meydana gelebilmesi için kırka yakın küçük dokunun uyum içinde çalışması gerekir; gözü dış etkenlerden koruyan göz kapakları, gözü nemlendiren ve yağlandıran özel salgı bezleri, ışığın kırılarak içine alınmasını sağlayan mercek, bu merceği odaklayan küçük kaslar, göze girecek ışık miktarını ayarlayan iris, antibakteriyel göz sıvısı, ışığı yorumlayan retina tabakası bu parçalardan bazılarıdır. Önemli olan gözün tüm parçalarının doğru yerde, doğru zamanda, doğru büyüklükte ve doğru işlevde olmasıdır.[11]  Gözün muazzam yapısı sebebiyle Newton, dış alemdeki ışığa karşı gözün tesadüf eseri olamayacağını söylemiştir.[12]

Meşhur evrimci Stephen Jay Gould göz hakkında şöyle demektedir: “Biz şu mükemmel sorudan her zaman kaçıyoruz; %5 gelişmiş bir gözün ne yararı vardır? Ve gözün daha başlangıç formunu taşıyan canlının bu yapıyı görme fonksiyonu hiç kullanmadığı söylenebilir.”[13]

Evrimci bilim adamı E. Korur göz ve kanatlar hakkında şunları söyler: “Gözlerin ve kanatların ortak özelliği ancak bütünüyle gelişmiş bulundukları takdirde vazifelerini yerine getirebilmeleridir. Başka bir deyişle eksik gözle görülmez, yarım kanatla uçulmaz. Bu organların nasıl oluştuğu doğanın henüz iyi aydınlatılamamış büyük sırlarından biri olarak kalmıştır.”[14]

Meşhur evrimci Ali Demirsoy ise göz hakkında şöyle demektedir: “Karmaşık bir organın, yarar sağlasa da birden oluşması nasıl olmuştur? Mesela, omurgalılardaki gözün merceği, retinası, optik siniri ve görmek için etkili olan diğer kısımlar birden nasıl oluşmaktadır? Çünkü doğal seçme, görme sinirinden ayrı olarak retina üzerinde seçici olamaz. Mercek oluşsa dahi retina olmadan anlam taşımaz. Görme için tüm yapıların beraberce geliştirilmesi kaçınılmazdır. Ayrı ayrı geliştirilen kısımlar kullanılmayacağı için hem anlamsız olacak hem de belki zamanla ortadan kalkacaktır. Aynı zamanda hepsini birden geliştirmek de tahmin edilemeyecek kadar küçük ihtimallerin bir araya gelmesini gerektirmektedir. Fakat tam oluşmuş bir gözün meydana gelmesi (memeli gözü gibi) birkaç yüz milyon yıldan daha eskiye uzanmaz. Bu kadar karmaşık bir organın bu kadar bir sürede oluşması evrimsel bir mucize olarak kabul edilmelidir.[15]

“Göz”ün muazzam yapısından dolayı onu “evrimsel bir mucize”[16] olarak isimlendiren Demirsoy, başka bir kitabında şöyle demektedir: “Eğitimli insan, mucizenin evrende yerinin olmadığını, her şeyin bir neden-sonuç ilişkisine dayandığını, kaza diye bize dayatılan öğretinin sadece bir safsata olduğunu bilir.[17] Mucizenin var olup olmaması hususunda Demirsoy’un bir karar vermesi gerekir. Yoksa asıl konu mucizenin varlığı değil de bunu kimin yapacak olması mıdır? Mucizeyi evrim yapacaksa(!) Demirsoy’a göre bu caiz iken ilahın mucize yaratması mümkün değildir.

“Bilimsel düşünceye oldukça ters gelmek” pahasına süreci tümüyle rastlantıya bırakan Demirsoy yine şöyle demektedir:

Aslına bağlı kalarak mayalanma sitoplazma içerisinde olmakta, son ürün mitokondriler tarafından alınarak CO2 ve H2O’ya kadar yıkılıp yüksek enerji elde edilmektedir… Sorunun en can alıcı noktası, mitokondrilerin bu özelliği nasıl kazandığıdır. Çünkü tek bir bireyin dahi rastlantı sonucu bu özelliği kazanması aklın alamayacağı kadar aşırı olasılıkların bir araya toplanmasını gerektirir… Solunumu sağlayan ve her kademede değişik şekilde katalizör olarak ödev gören enzimle, mekanizmanın özünü oluşturmaktadır. Çünkü enzimlerin bazılarının eksik olması herhangi bir sonuca götürmez. Burada bilimsel düşünceye oldukça ters gelmekle beraber daha dogmatik bir açıklama ve spekülasyon yapmamak için tüm solunum enzimlerinin bir defada hücre içerisinde ve oksijenle temas etmeden önce, eksiksiz bulunduğunu ister istemez kabul etmek zorundayız. Sadece bu enzim dizisinin tümüne rastlantı sonucu sahip olan bir hücre, serbest oksijenli atmosfere uyum yapabilecektir.”[18]

Demirsoy başka bir kitabında ise şöyle demektedir: “Evrim, sayılabilir, tartılabilir, ölçülebilir, tekrarlanabilir şeyleri inceleyen bilimin adıdır. Siz dinde hiçbir şeyi ölçemezsiniz.”[19]

Görüldüğü üzere Ali Demirsoy bir yerde mucizeleri inkâr ederken mesele evrim olunca oradaki mucizeyi kabul etmiş, yine evrimin sayılan, ölçülen ve tartılan bir bilim olduğunu tavsiye ederken başka bir yerde mesele evrim açısından işin içinden çıkılmaz bir hale gelince dogmatik açıklamalara gitmekten kendini alamamıştır.

Devam edecek…


[1] Francis Crick, Life Itself, s. 88.

[2] Alexandr Oparin, Life is Nature, Origin and Development Oliver & Boyd, s. 33.

[3] Francisco J. Ayala, a.g.e, s. 69.

[4] Francisco J. Ayala, a.g.e, s. 64.

[5] Duane T. Gish, Creation, Evolution and The Historical Evidence, s. 272.

[6] Eugene V. Koonin, “The Biological Big Bang Model for the Major Transitions in Evolution”, s. 1-17.

[7] Fatih Buğra Sarper, a.g.e, s. 444.

[8] Bunlar, Arkelerin Genetik Patlaması, Avalon Patlaması, Büyük Ordovisyen Biyoçeşitlenme Olayı, Devoniyen Dönemi Nekton Patlaması, Odontod Patlaması, Silüriyen-Devoniyen Dönemi Damarlı Bitkileri, Karbonfiber Dönemi Böcek Patlaması, Trias Devri Patlaması, Kretase Dönemi Çiçekli Bitkilerin Patlaması, Modern Plasentalı Memelilerin Radyasyonu, Modern Kuşların Radyasyonu, İnsanın Kökeni. Bkz. Fatih Buğra Sarper, a.g.e, s. 94-99.

[9] Gufran Koyuncu, a.g.e, s. 56-57.

[10] Richard Milton, Son Tartışmalar Işığında Darwinizm’in Mitleri, s. 39.

[11] Fatih Buğra Sarper, a.g.e, s. 443.

[12] John D. Barrow-Frank J. Tipler, The Anthropic Cosmological Principle, s. 60

[13] Francis Kitching, The Neck Of the Giraffe Where Darwin Went Wrong, Ticknor and Fields New York, s. 103.

[14] Engin Korur, ‘Gözler ve Kanatların Sırrı’, Bilim ve Teknik, Tübitak, sayı 203, s. 25-27.

[15] Ali Demirsoy, Katılım ve Evrim, s. 474.

[16] Bu ifadenin ne manaya geldiğini açıkçası bilmiyoruz. Zira evrim, somut bir varlık değildir. Süreçlerden çıkarılan itibarî bir neticedir. “Evrim” diye müşahhas, irade, kudret ve ilim sahibi, her şeyi gören ve işiten bir zat dış dünyada yoktur. Buna rağmen mucizeyi, insanların itibar ettiği bir sürece vermek gerçekten aklımızla dalga geçmektir.

[17] Ali Demirsoy, Herkes İçin Evrim El Kitabı, s. 9

[18] Ali Demirsoy, Katılım ve Evrim, s. 94.

[19] Ali Demirsoy, Herkes İçin Evrim El Kitabı, s. 136.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu