Soru-Cevap

Mezhepler Sadece İslam’da mı Var? -1-

Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik, Tıp ve Fitness Örneği

“Mezhepler” dendiği zaman genelde İslam içindeki Hanefîlik, Şâfîilik, Mâlikîlik veya Hanbelîlik gibi fıkhî mezhepler ya da Eş‘arîlik veya Mâturidîlik gibi itikadi mezhepler akla gelmektedir. Bu hususta senelerdir ziyadesiyle makaleler yazılmış, gerekli cevaplar verilmiştir. O yüzden biz bu yazımızda “İslam’da Mezhepler”i değil, “İslam Dışındaki Mezhepler”i inceleyeceğiz.

Savunmacı bir dilin en büyük zararı muhatabın kendisini haklı görmeye başlamasıdır. Müslüman yazarlar genelde sahip oldukları merhamet sebebiyle bu konumda kalmayı tercih etmişlerdir. Halbuki bu konumda durmak, yerine göre isabetli olsa da alelıtlak doğru bir tercih değildir. Nitekim “mezhepsizlik” mezhebini savunanlar da bu özgüvenden payını almış ve yeryüzünün en temelsiz fikri olup desteksiz kalacakları yerde avam arasında neşv ü nema bulabilme imkanına erişmiştir.

İnsan-Mezhep

İnsanın fikir hürriyetinin bulunduğu her alanda mezheplerin varlığı kaçınılmazdır. En basitinden:

  • Bence mezhepler olmamalıydı.
  • Hayır bence olmalıydı.

diyaloğu iddianın çökmesi açısından yeterlidir. Çünkü “mezhepler olsun mu olmasın mı?” konusunda iki mezhep ortaya çıkmıştır. Bizim görüşümüzü savunmamıza imkân tanımaları, iki mezhebin var olabileceğini kabul ettikleri anlamına gelecektir. Dolayısıyla farklı düşüncelerin ifade edilmesini engellemeden “farklı mezheplerin oluşması” bittabii engellenemeyecektir. Dolayısıyla “Mezhepler olmasın” istemi ya “insanlar düşünmesin” ya da “düşündüklerini ifade etmesin” anlamına gelmektedir. Bunun fark edilmesi yeterlidir.

Bu girişten sonra mezheplerin sadece İslamî ilimlerde olmadığı aksine insanın içinde bulunduğu her ilimde kaçınılmaz bir netice olduğu gösterilecektir. Bununla beraber yazının hacmi uzamaması için her başlık, üç adet örnekle sınırlandırılmıştır. Fakat burada örnekleri verilen ihtilafların deryada birer katre mesabesinde olduğu asla hatırdan çıkarılmamalıdır. Zira her bir ilimdeki ihtilaflar müstakil bir eser hacmindedir. Bizim buradaki amacımız ise ihtilafları etraflıca incelemek değil, mezheplerin İslam’a has olmadığını göstermektir.

Fizik

Bilimin omurgası kabul edilen fizikte dahi birçok ihtilaf bulunmaktadır. Üç adet misal yeterli olacaktır.

1. Determinizm-Olasılıksallık

Newton’un fizik anlayışına göre evren deterministtir. Yani başlangıç şartları bilindiği takdirde gelecek hesaplanabilir. Kuantum mekaniğinde ise sebep-sonuç zorunlu şart olmayıp, olaylar olasılıksaldır. Dolayısıyla iki mezhep arasında ciddi fark vardır.

2. Işık: Dalga mı Parçacık mı?

Newton, ışığın parçacık olduğunu söylerken Young ve Fresnel ise dalga olduğunu iddia etmişlerdir.

Günümüzdeki yorum ise ışığın dalga-parçacık ikiliğine sahip olmasıdır.

3. Uzay ve Zaman Mutlak mı, Göreli mi?

Klasik fizikte uzay ve zaman mutlaktır. Görelilik (izafiyet) teorisiyle birlikte, uzay ve zamanın gözlemciye bağlı olduğu savunulmuştur. Bu ise fizik tarihinde derin bir ihtilafa sebebiyet vermiştir.

Kimya

1.Atomun Varlığı

Atomun varlığı hakkında, Ernst Mach gibi pozitivistler, atomun gerçek bir fiziksel varlık değil, sadece hesaplamaları kolaylaştıran bir “matematiksel araç” olduğunu savundular.

Bununla beraber John Dalton ve Ludwig Boltzmann gibi kimseler ise maddenin bölünemez yapı taşlarından oluştuğunda ısrar ettiler. Boltzmann’ın intihar etme sebeplerinden birinin de atomlara olan inancı yüzünden akademik çevrede dışlanması gösterilmektedir.[1]

2. Kimyasal Bağların Doğası: Lewis – Kuantumcular

Atomların birbirine nasıl tutunduğu kimyanın en büyük ihtilaflarından biridir.

Gilbert N. Lewis, atomların elektronları paylaştığı “nokta yapılarını” önerdi. Bu model hem basit hem de işe yaramaktaydı. Linus Pauling ve Kuantumcular ise bağların aslında atomik orbitallerin girişimi (hibritleşme) olduğunu savundular.

Günümüzde hala ittifak yoktur. Bazı kimyagerler Valans Bağ Teorisi’ni (VBT) savunurken, diğerleri Moleküler Orbital Teorisi’ni (MOT) kullanır. Her ikisi de farklı durumlarda daha iyi sonuçlar verir.

3. Modern Kimyadaki Tartışmalar: “Bağ” Gerçekten Var mı?

Bugün hala devam eden çok ilginç bir görüş ayrılığı mevcuttur: Kimyasal bağ diye bir şey gerçekten fiziksel olarak var mı?

Bazı teorik kimyagerler, “bağ” kavramının sadece bizim anlamamızı kolaylaştıran bir metafor olduğunu, gerçekte var olanın sadece karmaşık bir elektron yoğunluğu haritası olduğunu savunmaktadır.[2]

Laboratuvardaki kimyagerler ise  “eğer bağ yoksa, biz neyi koparıp neyi birleştiriyoruz?” diyerek bu yaklaşıma karşı çıkmaktadır.

Biyoloji

1. Evrim Teorisi – Akıllı Tasarım

Canlıların meydana gelmesinde biyolojide iki görüş ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, doğal seçilim yoluyla canlıların birbirlerinden türediğini iddia eden Darwin’in savunmuş olduğu “Evrim teorisi”; diğeri ise Behe’nin canlıların yapısındaki karmaşıklık sebebiyle kendi kendine var olamayacağı bu sebeple bir tasarımcıya ihtiyaç olduğunu söylediği “Akıllı Tasarım” fikridir.

2. Doğal Seçilim – Sıçramalı Evrim – Kesintili Denge

Aslında evrim teorisini kabul edenler de yekpare değildir. Genelde bu değişimin yavaş yavaş milyonlarca senede olabileceğini savunurken, bir kısmı “sıçramalı evrim teorisi”ni savunmuş ve canlıların genetik yapısının ani değişimlerle bir anda evrileceğini söylemiştir ki Goldschmidt bunlardan birisidir.

Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge gibi bazıları da coğrafi şartlarla birlikte fertlerin evrimini değil de türlerin evrimini savunmuş ve buna da “kesintili denge” ismini vermişlerdir.[3]

3. Evrim Teorisi – Tanrı İnancı

Biyologlar evrim teorisi ile Tanrı inancının bağdaşıp bağdaşmayacağı hususunda da ihtilaf etmektedirler. Nitekim bu kuramın kurucusu kabul edilen Lamarck teist birisidir. Aynı şekilde doğal seçilim fikrini savunan Wallace da evrimin bilinçli bir yaratılış süreci olduğunu savunur.[4] Aynı şekilde Nobel ödüllü biyolog Christian de Duve evrimin ateizme bir kapı aralamayacağını söylemekte,[5] bir başka biyolog olan Kenneth R. Miller da evrimin Tanrı karşıtı olmadığı fikrindedir.[6]

Bununla beraber Darwinizm’in Tanrı inancı ile bağdaşmayacağı görüşü de çoğunluktadır. Sözgelimi Nancy Pearcey şöyle der: “Tanrı inancı veya doğal seçilim inancına sahip olabilirsiniz. Ama ikisine birden hayır![7] Pearcey’in doğal seçilimi “inanç” olarak nitelemesi manidardır.

Evrim Teorisi’ni etraflıca ele aldığımız yazı serimizi okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Matematik

En tartışılmaz ilim kabul edilen matematikte dahi ihtilaflar çıkabilmektedir.

1. Sonsuzluk: Cantor – Kronecker

19. Yüzyılın sonunda Georg Cantor, sonsuzluğun tek bir şey olmadığını, farklı büyüklüklerde sonsuzluklar olduğunu (örneğin reel sayıların sonsuzluğunun, tam sayıların sonsuzluğundan büyük olması) iddia etmiştir.

Kronecker ise Cantor’u sertçe eleştirmiş ve bu çalışmaları “matematik dışı” ilan etmiştir.[8]

2. İntuitivizm (Sezgicilik) – Formalizm

20. Yüzyılın başında matematiğin temelleri üzerine çıkan bu kavga, “Matematik keşif mi, yoksa icat mı?” sorusuna dayanır.

L.E.J. Brouwer (Sezgicilik), matematiğin sadece zihnimizde var olduğunu savunur. Ona göre bir şeyin doğruluğunu kanıtlayamıyorsak, o şey ne doğrudur ne de yanlıştır. Bu mezhep, “üçüncü halin imkansızlığı” gibi en temel mantık kaidesini (Bir şey ya A’dır ya da A değildir) reddederler.

David Hilbert (Formalizm) ise matematiğin doğruluğu; sayıların, kümelerin ya da sonsuzlukların “gerçekten var olup olmamasına” değil, kuralların tutarlı biçimde işletilmesine dayanır. Bu yüzden sezgicilere meydan okur.

Tıp

1. Hastalık Yönetimi: Müdahalecilik – Konservatif (Bekle-Gör)

Bu ihtilaf hastaya yaklaşma noktasında temel bir metodolojik farktır.

Müdahalecilik: Bu bakışa göre doktor, sorunu bir an önce “aktif” bir şekilde (ameliyat veya yoğun ilaç tedavisi ile) çözmeyi hedefler. Semptomlar görülür görülmez aksiyon almayı savunur.

Konservatif Yaklaşım: Bu mezhepteki doktorlar ise vücudun kendi kendini onarma kapasitesine güvenir. “Önce zarar verme” (Primum non nocere) ilkesi gereği, riskli müdahalelerden kaçınır ve yaşam tarzı değişikliği gibi daha hafif yöntemlerle süreci izlemeyi tercih eder.

2. Tedavi Modeli: Kanıta Dayalı Tıp – Kişiselleştirilmiş Tıp

Kanıta Dayalı Tıp: Bu fikri savunanlar istatistiğe güvenmekte ve binlerce kişi üzerinde yapılan klinik testlerin ortalama sonucuna göre tedavi belirlemektedirler. Bu uygulamada da standart protokolleri esas alırlar.

Kişiselleştirilmiş Tıp: “Hastalık yoktur, hasta vardır” mantığını savunan bu görüşe göre her insanın genetiği, biyomu ve yaşam öyküsü farklıdır. İstatistiksel ortalamanın, bireyin özel ihtiyacını gözden kaçırabileceğini savunur.

3. Hastalık Tanımı: Biyomedikal – Biyopsikososyal Model

Biyomedikal Model: Hastalığı sadece fiziksel bir “arıza” (mikrop, genetik bozukluk, tümör) olarak görür. Onlara göre çözüm kimyasal veya mekaniktir.

Biyopsikososyal Model: Hastalığın ortaya çıkışında zihinsel süreçlerin, stresin ve sosyal çevrenin de biyoloji kadar etkili olduğunu savunur. Bu görüş sadece ilacın değil, hastanın yaşam koşullarının iyileştirilmesinin tedavinin parçası olduğunu söyler.

Fitness

1. Döngü

Kas gelişimi için en uygun döngünün bro split mi, ppl mi, upper-lower mı yoksa full body çalışma sisteminin mi olduğu konusunda epey ihtilaf mevcuttur.

2. Supplement

Gıda takviyesi kullanmak bu sporda son derece popülerdir. Birçok kişi bunların herhangi bir yan etkisi olmadığını söylese de bazıları kolesterol, tansiyon ve saç dökülmesi gibi birtakım yan etkilerinin bulunduğunu, ayrıca böbrek ve karaciğeri yorduğunu söylemektedir.

3. Protein

Kg başına alınması gereken protein miktarı kimine göre 1,6 gr. iken bazılarına göre 2,2 g’dır. Son zamanlarda gerekli protein sentezini vücudun sağlayacağından herhangi bir proteine ihtiyaç duyulmayacağını söyleyenler çıkmışsa da bu, tercih edilen bir görüş olmaktan uzaktır.

Sonuç

Girişte de ifade ettiğimiz üzere amacımız her bir ihtilafı detaylıca ele almak değildir. Zira buradaki her bir başlık müstakil kitap hacmindedir. Gösterilmek istenen, ihtilafların insanın doğasında olduğu ve bunun İslamî ilimlere mahsus olmadığıdır.

İktisat, felsefe, psikoloji, sosyoloji, tarih ve edebiyata dair bazı ihtilafları incelediğimiz ikinci bölümü okumak için buraya tıklayabilirsiniz.


[1] Detaylı bilgi için bkz. Carlo Cercignani, Ludwig Boltzmann: The Man Who Trusted Atoms, Oxford University Press, 2006.

[2] Mesela bu fikrin savunucularından Coulson şöyle demektedir: “Bazen bağ iki atom arasında o kadar gerçek, o kadar elle tutulur ve dostça gelir ki onu neredeyse görebileceğimi sanıyorum. Sonra küçük bir şokla uyanıyorum; çünkü bir kimyasal bağ gerçek bir şey değildir. O hiçbir zaman görülmemiştir ve hiçbir zaman görülemeyecektir. O sadece kendi hayal gücümüzün bir ürünüdür.” Bkz. Charles A. Coulson, Valence, Oxford University Press, 1952).

[3] Niles Eldredge ve Stephen Jay Gould, Punctuated Equilibia: An Alternative to Phyletic Gradualism, s. 82-115.

[4] Richard Milner, Charles Darwin Bir Doğabilimcinin Evrimi, s. 163.

[5] Alıntı içinde Gregg Easterbrook, The New Convergence, Aralık, 2022.

[6] Alıntı içinde Holly J. Morris, Life’s Grand Design, U.S News and World Report, Temmuz, 2002.

[7] Nancy Pearcey, Design and the Discriminating Public: Gaining a Hearing from Ordinary People, s. 44

[8] Kronecker’in Cantor’u eleştirileri için bkz. https://tr.wikipedia.org/wiki/Georg_Cantor

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu