Makaleler

İkinci Kaide: Bir Şey Aklen Mümkünse Onun Varlığını Veya Yokluğunu Onaylayan Nakildir

el-İntibâhât -3-

Birinci kaideyi anlattığımız yazıyı okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Şimdi ise Eşref Ali et-Tahânevî’nin (rahimehullah) tespit ettiği kaidelerden ikincisi ile devam ediyoruz.

İkinci Kaide:

“Bir Şey Aklen Mümkünse ve O Şeyin Varlığına Dair Sahih Olan Naklî Bir Delil Varsa O Şeyin Varlığına İnanmak Gerekir

Tıpkı Bir Şeyin Yokluğuna Dair Sahih Olan Naklî Bir Delil Bulunduğunda, O Şeyin Yokluğuna İnanmanın Vacip Olduğu Gibi”

 

Varlığın Kısımları

Varlık vacip, muhal ve mümkün olmak üzere üç kısımdır:

Vacip: Aklın varlığına zorunlu olarak hükmettiği ve yokluğunu da muhal gördüğü şeydir.

Bunun misali “bir sayısının iki sayısının yarısı olması”dır. Akıl, bir ve iki sayısının ne olduğunu kavradıktan sonra bu hükmün vacip olduğuna ve tersinin de muhal olduğuna hükmeder.

Muhal: Aklın, yokluğuna zorunlu olarak hükmettiği şeydir.

Bunun misali “bir sayısının iki sayısına eşit olması”dır. Akıl böyle bir hükmün batıl olduğunu açıkça anlar. Bu örnekteki hüküm, muhal diye isimlendirilir.

Mümkün: Aklın, vacip veya muhal olarak hükmetmediği ve varlığa ve yokluğa eşit ihtimalli duran şeydir.

Mümkünün misalini varlığa ve yokluğa ihtimalli hüküm içeren müstakil nakli bir delilden verelim.

Bir adamın, “falan beldenin buraya uzaklığı falan beldenin uzaklığından daha fazladır” demesi mümkünün misallerindendir. Bir beldenin buraya uzaklığının diğerinden daha fazla olması aklın, ölçmek veya ölçen bir kişinin sözüne güvenmek suretiyle tahkik etmeden önce hem olumlayamayacağı hem de yanlışlayamayacağı hükümlerdendir. Çünkü zihinde o beldenin uzaklığına dair bir bilgi yokken akıl, o beldenin buraya diğer yerden daha uzak olduğu hükmünü doğrulamaya da yanlışlamaya da eşit mesafededir.

Hal böyleyken bu konuda bilgili ve güvenilir bir kişi bu hükmü doğrulasa, bu hükmün doğruluğuna inanmak vacip olur.

Bu ve bunun gibi misallerde kişi, bazen söylenen hükmün doğruluğu ile bazen de yanlışlığı ile hükmeder. Kişinin yapacağı yanlışlama ve doğrulamanın her ikisi de mümkün bir işe dair söylenmiş bu hükmün sağlamasını, o işe ait ölçüm araç ve şekilleriyle yaptıktan sonra gerçekleşir.

Yedi Kat Sema

Aynı şekilde Müslümanların inandığı yedi kat semanın var olması da mümkün işlerdendir. Akılda yedi kat semanın varlığına veya yokluğuna dair bir delil bulamayız. Bilakis akıl ikisine de ihtimal verir. Dolayısıyla yedi kat semanın var veya yok olduğuna dair hüküm verebilmek için naklî delile müracaat etmek gereklidir. Naslara baktığımızda ise, bize yedi kat semanın varlığından haber verildiğini görürüz. Bundan dolayı yedi kat semanın varlığına hükmetmek vacip olur.

Pisagor teoreminin yedi kat semanın yokluğuna delil olduğunu zannetmek sırf cehalettir. Bu teoremle savunulabilecek son nokta her hareketin kütle çekimiyle birlikte boşlukta var olmasının mümkün olduğu ve yedi kat semaya gerek olmadığıdır.

Malumdur ki bir şeye ihtiyacın bulunmaması o şeyin yokluğunu gerektirmez. Mesela bir işin hükümet yetkililerinden hiçbirinin iznine bağlı olmaması o işin var olmadığını gösterir mi? Tabii ki göstermez. En fazla bu işin varlığının yetkilinin varlığına delil olmadığı anlamına gelebilir. Yine de onun varlığına harici bir delil getirmek mümkündür. Zira delilin butlanı, medlulün butlanın gerektirmez.

Devam edecek…

(Bu yazı Eşref Ali et-Tehanevî’nin (rahimehullah) el-İntibâhâtü’l-Müfîde isimli eserinden tercümedir.)

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu