Makaleler

Żâd (Dâd, ض) Harfinin Doğru Okunuşu -1-

بسم الله الحمد لله

و الصلاة و السلام على رسول الله وعلى آل رسول الله

و نشهد أن لا إله إلا الله وأن محمدا رسول الله

Başlarken

Dâd (ض) harfinin (ط) ya mı yoksa (ظ) ya mı benzediği meselesi, uzun zamandır tartışılan bir meseledir. Ulemanın ifadelerinin, önü ve arkası kesilmekle farklı birçok tevcih yapılarak yorumlanması neticesinde teşekkül eden suni delillerle bir görüş ispat etmek ise pek ilmi addolunmaz. İlmi manada tutarlı deliller ışığında meseleyi tetkik etmek gerekir.

Aslen biz bu meseleyi (Nutk-i Sahih), (Tashih-i Makal), adlı risalelerimizde, herhangi bir müşküle mahal bırakmayacak derecede mufassal ve uzun uzadıya sualli cevaplı bir şekilde bi kadr-i tevfik anlatmaya çalışmıştık.  Tabii ki bu veçhiyle, neticeyi kısaca öğrenmek isteyenlerin himmetlerini kırıcı, iştiyaklarını kaçırıcı olduğu için, bu kitapları, sadece mukni delilleri irad etmek suretiyle, birkaç sayfada ihtisar etmeyi münasip gördük. Herhangi bir meselde kafasına bir işkal takılanın asıllara müracaat etmesini tavsiye ederiz.

Gayret bizden, tevfik Allah’tan…

Âlimlerin Bu Husustaki İfadeleri

Mekkî b. Ebî Talip, er-Riaye adlı kitabında Dâd Harfi Hakkında der ki:

Dâd (ض) ses itibarı ile (ظ) ya benzer. O kadar ki, eğer aralarında bir mahreç farkı ile Dâd (ض) daki istitale olmasa idi (ض) (ظ) ya dönüşür idi.[1] Ve tabii olarak (ظ)da işitme hususunda (ض )a benzer.[2]

Yine Mekki b. Ebi Talip el-Kaysi, yazmış olduğu bu kitapta şöyle der:

‘’Eğer (ذ) in terkikine (inceliğine) riayet etmez de, onu itbak sıfatıyla okursan ya onu (ظ) yapmış olursun ya da (ض). Zira (ذ) mahreç hususunda (ظ) ile birdir (ض) a da mahreç ve ses hususunda yakındır. Eğer (ذ) harfi (ق) dan sonra gelirse, terkikine dikkat edilmediği taktirde Dâd (ض) harfine dönüşür. Bunun sebebi (ق) daki istiladır. Mesela (ذاقوا) kelimesindeki (ذ) in, dikkat edilmediği takdirde (ظ) ya veya (ض) a çevrilmesi muhtemeldir.[3]

Kıraat ilminin ‘kendisinden sonra ve önce’ şeklinde ikiye ayrıldığı İbn Cezerî, Temhid’inde der ki:

Bazıları onu mutlak ( ظ) kılarlar. Çünkü ikisinin arasında mahreç farklılığı ile Dâd (ض) da ki istitaleden başka bir fark yoktur. Onlar da olmasa (ض ), (ظ ) olurdu. Bunlar Şamlılar ve doğu ahalisidir… …İbn Cinni ‘Temhid’ adlı eserinde bazılarının (ض) harfini kelamlarında külliyen (ظ) harfine çevirip öylece okuduğunu nakletmiştir. Bu garip bir durumdur. Ancak avam için büyük bir kolaylıktır. Bazıları da onu (ط) kılarlar. Zira asıl mahrecine güç yetiremezler. Bunlar Mısırlılar ve Mağrib ehlidir. Bazıları da onu (ل) a benzetir ki bunlar da Zeyâli’ muhiti sakinleridir… Ancak Dâd (ض) tekrar edince veya (ض) ile (ظ) yan yana gelince aralarını ayırt etmeye dikkat etmek gerekir.[4]

Cezeri’nin, İbn Cinni’nin yaptığı nakli ‘bir kolaylık’ olarak tavsif etmesi de manidardır.

Aliyyül Kâri, Cezeri’nin Mukaddime’si üzerine yazdığı Minahu’l-Fikriyye’sinde der ki:

Zira ne (ط) ile (ض) ın ne de (ظ) ile (ت) nın birbirine karışma ihtimali yoktur.[5]

Aliyyü-l’Kâri, Minahu’l-Fikriyye’sinde şu ifadelere de yer vermektedir:

(ض) harfini insanlar pek çok harf ile karıştırırlar. Kimileri onu (ظ) olarak okur, kimileri (ذ) gibi, kimileri (د) gibi, kimileri (ط) gibi okur ki bunlar Mısırlılardır. Kimileri ona (ذ) kokusu verir, kimileri ona (ظ)dan içirir.  Ancak arasını ayırma hususunda en müşkilleri (ظ) olunca Musannif [6] bu iki harfin arasını tefrik etmeyi hususiyetle emretmiştir ve “Mahreci ve istitalesi ile( ظ ) dan (ض) ı ayır” demiştir.[7]

Şayet, ‘’Aliyyül Kari ‘müşkil’ derken, namaza zarar vereceğini kast etmiştir’’ denilirse,

Şöyle cevap verilir: Aliyyül Kari daha öncesinde (ط), (د) ve (ذ) harflerini de zikretmiştir. Ve bunların hepsi filhakika namaza zarar verir. ‘’Sadece (ظ) nın, ‘namaza zarar verir’ manasında müşkil olduğunu zikretti’’ demek ise kesinlikle yanlıştır. Öyleyse müşkilden maksat, aşırı benzerlikten kaynaklanan zorluktur.

Saçaklızade, Cühdü’l-Mügıll’de der ki:

Geride anlatılanların tamamından (ض),  (ظ) ve (ذ) arasındaki farklar net bir şekilde anlaşılmıştır. Kısaca neticeyi verecek olursak: (ض),(ظ)  ve (ذ) den her biri, cehr ve rihvette müşterek; ses hususunda ise müteşabihtir (birbirlerine benzer). Bununla beraber (ذ) ve (ظ) nın mahreçleri birdir. (ض) ın ise ayrıdır.[8]

Elbette ki buradan zad-ı zaifenin savunulduğu anlaşılmamalıdır. Şöyle ki (ض) eğer (ظ)a benziyorsa -ki benziyor- ve (ظ)da (ذ) in kalın hali ise, tabii olarak (ض)ın (ذ)e de benziyor olması icap eder. Ve burada benzeyen sesin ta kendisi değil, sedasıdır diyebiliriz.

İmam Fahruddin Razi, Tefsir-i Kebir’inde der ki:

( ض) ve (ظ ) arasında çok ciddi bir benzerlik vardır. Aralarını ayırmak cidden zordur.

5. asır ulemasından el-Emir Ebu Muhammed Abdullah el-Halebî, Sırrü’l-Fesaha’sında Dâd Harfi Hakkında Şöyle Der:

Denilmiştir ki ‘’Arap lugatını, diğer lugatlardan ayıran hususiyetlerden biri de, (ظ) harfidir.’’ Kimileri de, ‘’Hem (ظ), hem de (ض) harfleridir’’ demişlerdir. Ebu’t-Tîb el-Mütenebbî, bir ifadesinde, ‘’Bütün Araplar’’ yerine, ‘’Bütün (ض) harfini kullananlar’’ tabirini tercih etmiştir. Kimileri (ح) yı da bu kabilden saymıştır. Ancak ben Süryanicede (ح) yı gördüm. Bununla beraber, diğer lügatlerde olan birçok harf de, Arapçada mevcut değildir. Bilhassa Ermenicedeki harfler. Zira Ermenicede toplam otuz altı harf olduğu, ancak bazı harflerin birbirlerine, (ض) ın (ظ) ya benzediği kadar çok benzediği söylenmektedir.[9]

Görüldüğü gibi musannif, Ermenicedeki harflerin birbirine benzerliğini, mübalağa tariki ile belirtmek istemiş ve bu meramını, bu harflerin arasındaki yakınlığı, (ض) ile (ظ) arasındaki yakınlığa benzeterek ifadeye dökmüştür. Maksadının ise, ses yakınlığı değil de sıfat veya mahreç yakınlığı olmadığı gayet açıktır.

Mağnisî Ahmet Efendi, Cezeri şerhinde, nefh ile alakalı demiştir ki:

Dahi bilesin ki, Ebu Hayyan, Teshil şerhinde ve Râzî Şafiye şerhinde ve Hafız Ebu Şâme ve Câberî Şatibiyye şerhinde dediler ki: (ذ), (ز), (ظ) ve (ض) i mucemelerde üfürük gibi bir savt, bir fışıltı vardır. Âna nefh dirler.[10]

Görüldüğü gibi, (ط) ya benzetilerek çıkartılan (ض) da, böyle bir şey asla söz konusu değildir. Eğer söz konusu olsaydı zaten (ط) ya benzemezdi.

Derbelî Hoca Abdulkerim Efendi, nefh sıfatı ile alakalı der ki:

Nefh, lugatta, üfürük demektir. Ehli tecvidin ıstılahlarında, harfi söylerken arı savtı gibi bir vızıltı olmaktır. Bu da dört harftir. (ذ), (ز), (ظ), (ض) harfleridir.[11]

Bugün çıkartılan ve (ط) ya benzeyen (ض) harfinde ise, arı sesi gibi bir ses asla yoktur.

Devam edecek…


[1] Mekki b. Ebi Talip el-Kaysi, er-Riaye (ض ) babı. 184.

[2] Mekki b. Ebi Talip el-Kaysi, er-Riaye (ظ ) babı. 220.

[3] Mekki b. Ebi Talip el-Kaysi, er-Riaye (ذ)babı, 225.

[4] Muhammed b. Cezerî, et-Temhid fi ilmi-t’tecvid, 140.

[5] Aliyyü-l’Kâri, el-Münahu-l’Fikriyye, 68.

[6] Bu sözü ile Cezeri’yi kast etmektedir.

[7] Aliyyü-l’Kâri, el-Münahu-l’Fikriyye, 59.

[8] Saçaklızade, Cühdü-l’Mugıll, 167.

[9] El-Emir Ebu Muhammed Abdullah b. Muhammed el-Hafâcî el-Halebî, Sırrü’l-Fesaha, 837.

[10] Ahmed b. Muhammed el-Mağnisî, Cezeri Şerhi, 132.

[11] Derbelî Hoca Abdulkerim Efendi, Mizanü’l-huruf, 18.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu